Cüretkâr, Kışkırtıcı, Gülünç ve hatta Aptalca Sorular!

Sadece cevaplara odaklanıldığında gerçekten çok küçük bir yer haline gelen dünyada koçluk, yapıcı şekilde cevaplanmak için tasarlanmış zor sorular sormaya odaklı bir yaklaşım. Bu yaklaşımın temel amaçlarından bir tanesi olan ‘soruların gücüyle düşünme tekniği’, koçinin (coachee) düşüncelerinin kontrolünü an be an elinde tutabilme becerisini kazanmasını amaçlamakta, mevcut düşünceleri gözlemlemek ve etkin şekilde değerlendirmek için yöntemler sunmakta. Güçlü sorular sorabilmenin amaçlanması ve daha iyi sonuçlar alabilmek adına yeni sorular tasarlanması. Nedeni ise büyük sonuçların ancak büyük sorularla başlaması ve iletişimimizin en önemli parçalarını oluşturması.

İnsanlık tarihi boyunca bizler sorunlarımızı çözmek için her zaman öncelikle sorularımızı değiştirmek zorunda kaldık. Sorularımız sonuçlarımızı belirledi! Sonuçlarımız ise aslında sadece iki farklı yolun sonundaydı: Öğrenenlerin Yolu veya Yargılayanların Yolu. Bu yollardan hangisinde olacağımız ise kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve onları ifade etmek için kullandığımız dili gözlemleyecek kadar bilinçli bir şekilde hareket ettiğimizde başladı.

Önümüzde aslında bu kadar az seçeneğin olması belki de olumlu bir durum, çünkü ya bir yargıç tarzımız olacak ya da öğrenci tarzımız. Gerçekten etkili ve hayatımızdan memnun olmanın sırrı ise iki modül arasında ayrım yapabilme becerimizde yatmakta ve ruhumuzda ikisini de dibine kadar barındırdığımızı kabul etmekte. Öğrenci modunda gözlemci kapasitemiz harekete geçmekte ve bizlere büyük resmi görme fırsatı vermekte. Bilinçli ve amaçlı seçimler bize her an gerekli olan temel liderlik özelliklerini kazandırmakta. Bu yeteneğimizi kullanmadığımızda ise otomatik pilota geçiyoruz, amaçsızca tepkiler veriyoruz ve kendimizi başımıza gelen olayların merhametine terk ediyoruz. Bütün dünya gözümüze hayli kasvetli görünüyor ve sonsuz olasılıklarla dolu olsa bile o olasılıklara ancak çok sınırlı şekilde ulaşabiliyoruz. Düşüncelerimizin niyetlerimizi belirlediğini bir anda unutuveriyoruz.

‘Yargıç Tip’ ve ‘Öğrenci Tip’ bizim en temel iki zihin yapımız ve hepimizde ikisi de aynı anda mevcut. Yargıç modunda olduğumuzda mutlaka ya kendimizle ya da çevremizle çatışma içerisindeyiz. Bu durumda samimi bir çözüm veya huzur bulmak ise imkansız! Yargıç tipte suçlamayla hareket ederiz ve bu durum bizi geçmişe sıkıştırır. Böylece herhangi bir sorunu çözmek neredeyse imkânsız hale gelir. Yargıç modundan çıkmak için öncelikle kişiliğimizin bu yönünü kabullenmeli ve her an bizimle beraber olduğu gerçeğini görmeliyiz. Böylelikle içerisinde bulunduğumuz durumun farkına varabilir ve bir geçiş süreci başlatarak olmamız gereken yere, yani öğrenici moduna geçebiliriz. Öğrenici tip ise sorduğumuz soruların yeni düşüncelere ve olasılıklara en kolay evrilebildiği en verimli zihin yapısını sunmakta. Hissetmek istediğimiz, yapmak istediğimiz, olmayı tercih ettiğimiz ve oraya nasıl ulaşabileceğimizi düşündüğümüz. Bize gerçek seçim gücünü sunan ve nerede olduğumuzu anladığımız o uyanış anı!   

‘Yargıç Modu’ ve ‘Öğrenici Modu’ özellikle ekip liderleri tarafından da dikkatle takip edilmesi gereken kavramlar. ‘Öğrenici Lider’ beraberinde sadakati, saygıyı, iş birliğini ve risk alma isteği yaratan bir kararlılığı getirirken ‘Yargıç Lider’ beraberinde sadece korkuyu, güvensizliği ve çatışmayı getirmekte. ‘Öğrenci Lider’ ekibinin güçlü özelliklerini takdir ediyor ve ekip olarak öğrenici modda kalınmasını sağlıyor. Çok soru soruyor, az konuşuyor. Sadece öğrenici soruları sormuyor, aynı zamanda öğrenici kulaklarıyla da dinliyor. Ekibinin güçlü yanları üzerinde yoğunlaşıyor ve başarıları üzerinde nasıl yükselebileceğini planlıyor. Öğrenici bir lider eşliğinde büyük sorular beraberinde büyük sonuçları getiriyor ve her soru açılmamış bir kapıyı açıyor. Öğrenici ve yargıç zihin yapıları birbirinden ayrılıyor ve soruların gücü eyleme geçiyor. Nedeni ise en becerikli, stratejik ve dost canlısı benliğin ancak öğrenici modunda yakalanabilmesi ve çoğu sorunun aslında sadece yeterli sayıda doğru soruyla çözülebilmesi. Cüretkâr, kışkırtıcı, gülünç ve hatta aptalca sorularla!

#ZeynepStefan, #ExecutiveCoaching, #AIZAConsulting, #AboutMe

 46 total views

Kapı çalana açılır!

Koçluk benim için şimdiye kadar aldığım, öğrendiğim, özümsediğim, gördüğüm, dinlediğim, kulak arkası ettiğim, unuttuğum, verdiğim kısacası önceki beni şimdiki bene, şimdiki beni de gelecekteki bene taşıyacak bir köprü oldu. Bu köprü ilk olarak 2015 yılında Dilek Hanım’la tanışmamla temellerini attı. Bu tarihten itibaren koyduğum her tuğla ile tek yönlü olarak ilerledi. Şubat ayından itibaren ise artık diğer şeridi inşa etmeye başladım. Dolayısıyla koçluk benim için öncelikle iki şeritli bir köprü. Alegorik olarak köprü terimini kullanmakla birlikte aslında anlamı gerçek bir iletişim aracı olması. Henüz başında olduğum ve katılmaktan büyük bir zevk aldığım eğitim ile bu iletişebilme kabiliyetim iki yönlü hale gelerek olması gereken forma kavuşmaya, en azından gerçek anlamda başlamış olacak.

Yaptığım işi, risk yöneticiliği ve olduğum sektörü, sigorta-reasürans sektörünü, hayatımın önüme koyduğu tesadüfler olarak görmeme rağmen bu tesadüflerin kişiliğimle, önceliklerimle, hedeflerimle, tutkularımla ve korkularımla çok benzeştiğini düşünürüm çoğu zaman. Şans eseri sigorta sektörüne girmeme ve biraz da şans eseri risk yöneticisi olmama rağmen ilk günden itibaren başka bir işi seçmeyi veya başka bir sektöre geçmeyi hiç düşünmedim. Birçok ilgi alanım oldu, ancak hepsi sigorta sektöründe yaratmak istediğim değer ve risk yöneticisi olarak gerçekleştirmek istediğim değişim çevresinde şekillendi. İşte bu harmoninin son meyvesi ise koçluk yolunda attığım ilk adımım oldu. Bu adım aslında benim için bir hesaplaşma, olumlu bir hesaplaşma hamlesi. Şimdiye kadar hayatıma dokunan bütün aile üyelerim, arkadaşlarım, çalışma arkadaşlarım ve tanıdığım-tanımadığım ancak bana bir şeyler katan, bir şeyleri farklı düşünmeme yol açan, bakış açımı değiştirmemi sağlayan herkes koç olma kararımın şekillenmesine, bu unvan(!) ile ne başarmak istediğime etki eden değişkenler. Halen artmaya ve beni şekillendirme devam eden bu miras aslında dışarıdan çok sakin görünen ancak katmanının altında magmadan dolayı fokur fokur kaynayan bir gayzer. Yer kabuğunu kırıp büyük bir kratere yol açmadan önce yapabileceği ilk şey kendine yeterli bir çıkış yolu bulmak. İşte koçluk eğitimi de benim için böyle bir yol bulma eylemi.

Nasıl gayzer yeryüzüne ulaşmak için bir rota dahilinde ilerliyorsa bir koçun rotası da 5C modeli olarak ortaya çıkmakta. Koç ve danışanın karşılıklı ilk bakışmasından başlayarak son cümlenin noktasına kadar genel çerçeveyi çizen 5C modeli aslında bir kullanma kılavuzu. Ne yapılacağını anlatan ancak asıl farkı ve değeri yaratan bileşeni, yani stili koça bırakan bir kılavuz. Koçu kesinlikle sınırlamayan, tam tersine özgür bırakan bir çit, bir uzak sınır kapısı. Bu sınır kapısına kadar olabildiğine geniş, yemyeşil, huzur veren bir ‘Der Englischer Garten’ benim için koçluk serüveni. Makro perspektifte bu huzur, mikro perspektifte ise bütün canlıları ile olabildiğince kalabalık bir ekosistem. Bilinçsiz bilinçlilik adımında bu yeşilin tadını olabildiğinde çıkaracağım. Şimdi ise bilinçli bilinçsizlik adımında defter sayfalarını karıştıran, bir sonraki dakikayı kafasında tartan, bazen sıradaki sorusunu düşünmekten danışanını doğru dürüst dinleyemeyen bir koç adayı. Ama ulaşmak istediği harika bahçeyi düşleyen ve bir gün ulaşacağına emin bir koç adayı!   

Genel olarak iddialıyım, bu iddianın da arkasını doldurmayı severim. Bazılarına fazla gelirim, ama bu benim farkında olduğum bir durum değildir. Sanki parfümüm gibi, bana çok doğal gelir. Halbuki herkesin benim geçtiğimi anladığı, benimle bütünleşen parfümüm. Bu parfümü bulmam kolay olmadı. Çok denedim, çok eledim, çok yanıldım. Ancak hiç vazgeçmedim! Bulunca da bir daha bırakmadım. Aklımda başka bir seçenek veya başka bir marka kalmadı. İşte benim koçluk serüvenim böyle bir serüven. İstediğim, beni gerçekten yansıtan bir şekle ulaşıncaya kadar sürekli deneyeceğim, sürekli yanılacağım, bir sonraki adımım belki bir öncekinden farklı olacak, belki saçmalayacağım, belki denemekten yorulacağım ancak hiçbir zaman başlamamış olmayı dilemeyeceğim. Ta ki koçluğun, bu harika yaklaşımın, parfümüm gibi doğal bir parçam olduğunu fark edeceğim ana kadar. İşte o zaman ‘Bir dakika!’ diyeceğim. Aslında olmuş, aslında bilinçsiz bir şekilde bilinçli olmuşum ve bunu belki de çok sonra fark etmişim. Sence buna değer mi? Kesinlikle!!!

İşte o ana, o AHA-Moment’e kadar benden 5 saat koçluk denemesi yapmam istendiğinde 20 saat yapacağım, sayfalarca not alıp defalarca tekrar tekrar okuyacağım. Bu iletişim sanatını annemle uygulayacağım, oğlumla veya biraz daha büyüdüğünde kızımla. Ne hata yapmak zor gelecek ne de bu hataların düzeltilmesi. Geri bildirim verirken kendilerini dikkatle dinlediğim için bana teşekkür eden eğitmenlerime şaşıracağım, çünkü bunu dünyanın en normal şeyi kabul edeceğim. Belki şimdilik nasıl uygulamam gerekeceğini bilmeyeceğim ancak nasıl uygulamamam gerekeceğini hemen anlayacağım. Belki şu anda eğitmenlerimi taklit edeceğim, kitaplardan sorular aşıracağım, garip garip danışanımın yüzüne bakacağım. Ta ki bunlar benim için günlük rutin oluncaya kadar. Ta ki sorduğum soruların içeriği veya uzunluğu (!) beni rahatsız etmeyene kadar. İşte o ona kadar, işte o bilince kadar, işte o bilinçsiz bilinçlilik seviyesine kadar ne kadar sık görüşme yaptığım, kimlerle görüştüğüm, hangi şehirden oldukları, hangi meslekten oldukları, ne kadar kazandıkları veya hayatlarının hangi aşamasında oldukları önemli olmayacak. Cinsiyetlerine karşı kör, eğitim seviyelerine karşı kayıtsız olacağım. Tek ilgilendiğim danışanımın onu ‘her an etkileyen her şeyi’ anlatmaya başlayacağı ilk cümleden itibaren dinlemek ve sadece onu dinlemek olacak.

Tıpkı ‘Blockchain’le alakalı verdiğim sıralı bir eğitimde fark ettiğim gibi. Ağustos ayı içerisinde bir hafta acentelerin yer aldığı bir meslek grubuna, aldığım davete istinaden sigorta ve reasürans sektörünü gerçek anlamda değiştirecek bir teknoloji harikası olan ‘Blockchain’i anlatıyordum. Zoom uygulamasından yüzün üstünde dinleyici katılmıştı Türkiye’nin her yerinden. Sonra katılımcılara baktığımda Adana’da katılan birçok acentenin olduğunu ve beni atletleriyle dinlediğini fark ettim😊 Normaldi aslında, Ağustos sıcağında beni takım elbiseleriyle dinlemelerini beklemiyordum, her ne kadar ben onların karşısına gayet formel kıyafetlerle çıkmış olsam bile. Bir hafta sonra da Zurich’teydim. Harika bir teknede İsviçreli sigortacılardan oluşan ‘Creme de la Creme’ bir gruba da aynı konuyu anlatıyordum. Birden yine bir ‘AHA-Moment’ yaşadım. İşte hayatımda aradığım zenginlik! Adanalı acenteler ile İsviçreli aileden zengin yatırımcıların ortak noktası ‘Blockchain’i bir de benden dinlemek olmuştu. Bundan daha harika ne olabilir ki! İşte koçluk serüvenimde de varmak istediğim zenginliğin ufak bir göstergesi. Şimdiye kadar Batman’da bir acente ile de görüştüm, büyük bir şirketin görevinden yeni ayrılan CEO’su ile de. Çok genç bir öğrenci ile de, hayatını kitap okumaya adamış yaşlı bir bilge ile de. Her gün görüştüğüm iş arkadaşım ile de, on yıla yakın bir zamandır görmediğim çook eski bir arkadaşım ile de. Üstelik sadece anadilimde de değil, İngilizce de, Almanca da, İtalyanca da bu yolculukla aradığım çeşitliliği bana sağlayacak ve kendilerini zenginleştirmek için öncelikle koçları olan beni zenginleştirecekler. Ne kadar harika değil mi?!      

#ZeynepStefan, #ExecutiveCoaching, #AboutMe, #AizaConsulting

 292 total views

Kendime Notlar -2 / 2020 Yılı Değerlendirmesi

2020 yılını 40 kitap okuyarak kapadım. 2019 yılına göre (48 kitap okumuştum) daha az ancak dil çeşitiliği açısından daha zengin bir yıl oldu 2020.  Bu sene tanıştığım yazarlar arasında en etkileyicisi ise Viktor Frankl’tı. Özellikle hayatımın bu döneminde karşıma çıkması, yılın son haftalarında beni derinden etkileyen ‘İnsanın Anlam Arayışı’ ve ‘Duyulmayan Anlam Çığlığı’nı okumamın kesinlikle şans eseri olmadığına inanıyorum şu anda.

Yeni tanıştığım ve çok sevdiğim diğer bir yazar ise Yankı Yazgan oldu. Ses tonu ile bile ‘herşey iyi gidecek, kendilerine yeten çocuklar yetiştirebileceksin’ alt metni veriyor şimdiye kadar okuduğum kitapları ki bu zor annelik sürecinde asıl ihtiyacım olan şey.

Yılın son günlerinde okuduğum Netflix’in kuruluş hikayesi de bana yepyeni perspektifler açtı. Yazardan ziyade aklımda en çok kalan kişi ise Reed Hastings oldu.Bu kadar doğru ve nazik dokunuşlar ile ortağının elinden hem CEO’luğu hem de kuruluş hisselerinin bir kısmını alabilmek, tam zamanında Amazon’a satmayarak veya üst yönetime tam zamanında müdahale ederek Netflix’i bambaşka bir boyuta taşımak iş dünyasında gördüğüm gerçek bir mucize gibiydi. Bu kadar egosuz biçimde anlattığı için de yazar Marc Randolph’a ayrıca teşekkür etmeliyim. Start-up dehası ve kaosu için de önemli bir el kitabı Netflix’in hikayesi.

İlk aşkım iktisatta ise Daron Acemoğlu’nun son kitabı fikirlerimi derinden etkiledi. Kitabı okumadan önce birçok platformda kitapla alakalı yorumları ve Daron Hoca’nın kendi sunumlarından kitabın gelişimini dinlemiştim. Türkçe tercümelerle alakalı kötü deneyimlerimden sonra bu kitabı da orjinal dilinden okumaya karar verdim. Kitapta özellikle baskıcı ve özgürlükçü rejimler arasında tarif edilen ve gelişmiş ülke rüyasına ulaşılabilmesi için geçilmesi gereken koridor tanımı, ki kitaba da adını veren tanım, ve özellikle güçlü devlet ve güçlü hak arayış bilinci arasındaki denge ile daha önce düşünmediğim ancak detayları okuyunca bana tam anlamıyla bir ‘Aha Moment’ yaratan bir kitaptı. 2020 içerisinde üzerinde en çok düşündüğüm ve beni derinden etkileyen kitap da ‘Narrow Corridor’ oldu, 2021 yılında mutlaka tekrar okuyacağım. Paul Krugman’ın  ‘The Return of Depression Economics’ de bir o kadar notlar aldığım ve ‘Narrow Corridor’ kadar fikirlerimi etkileyen başka bir kitaptı. Paul Krugman’a hem 2008 yılında Nobel ödülü almasından hem de yaklaşık 10 sene önce okuduğum başka kitaplarından dolayı biraz mesafeli olsam da bu kitap önyargılarımı biraz zayıflattı. Kitaplarını tekrar okuma listeme ekledim.

Son aşkım pedagoji alanında ise benim için yılın kitabı ‘Yes Brain Child’dı. Benim gibi yurtdışında iki çocuğuyla ‘establishment’ savaşı veren arkadaşım Türkan’ın tavsiyesi ile aldığım kitap, üzerinden aylar geçmesine rağmen birçok önerisini hatırladığım ve uygulamak için kanımın son damlasına kadar savaşacağım bir kaynak oldu.

2021 yılı için hedefim ise günde 40 sayfa okuyabilmek. Bu yılda 40 kitap okumaktan daha çetin bir ceviz. Ancak o zaman yeterli doluluğa ve yazmak için ihtiyaç duyduğum enerjiye ulaşabileceğim. 2020’den daha fazla dil çeşitliliği yakalamak ise diğer bir hedefim. 2020’de sadece 2 İtalyanca, 9 Almanca ve 8 İngilizce kitap okudum. 2021 yılında daha fazla sayıda İtalyanca okumak ve genel olarak kitapların kategorilerini çeşitlendirmek ise diğer hedeflerim. 2021’de okumakla alakalı son hedefim ise aldığım notları kitabın ön sayfaları yerine bir deftere yazmak. Böylece bana hem atıfta kolaylık sağlayacak hem de tekrar okumam kolaylaşacak.

2020 zor bir yıldı. Ancak benim için Şubat’ta başlayan, büyük kararlılıkla ve bütün kurallara uyarak yürüttüğüm karantina nedeniyle de insanlık adına farklı düşünceler edindiğim, daha az kıyaslama yaptığım, kısaca kendi öz sesimi her şeye rağmen en çok dinlediğim yıl oldu. Çevremde, yaşadığım ülkelerde halen devam eden dramlara rağmen 2020 yılını iyi ki yaşamışım diyorum.

2021’in daha cesur kararların ve daha kararlı adımların yılı olması dileğiyle!        

 694 total views,  2 views today

40 Yaş, 40 Kitap, 4 Dil, 4 Ülke ve 4 Diploma

40 yaşıma 2 sene kaldı. Harika, inanılmaz zor, öğretici ve hızla geçen 8 yılın ardından sanki eskisinden daha enerjik hissediyorum, sanki bir 40 yıl daha bu kadar hızlı, öğretici ve dopdolu geçer diye düşünüyorum. 40 yaşıma vardığımda sahip olmayı istediklerimle ilgili düşünceler içerisindeyim bir zamandır. Sağlık, hareket kabiliyeti, temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için yeterli finansal kaynakların olmasının yanında 40 yaşımda yapmış – başarmış olmayı istediklerim var. 40 yaşıma kadar örneğin 4 tane üniversite diplomam olsun istiyorum. 3 tanesini zaten aldım, çocuk gelişimi ile ilgili okuduğum 2. Üniversiteyi 4. Diplomam yapmak 40 yaşımdan önce yapmak istediklerimden. Böylece bebeklerin ve çocukların zihinsel ve bedensel gelişimi için okuduğum kitaplar ve bende oluşturdukları düşüncelerde şekillendireceklerimi ( bu düşüncelerimi www.adenveiris.com adresinde yazıya döküyor olacağım) teorik bir temele de dayandırmış olacağım. Şimdilik bir hobi gibi başlayan bu ilgi belki uzun yıllar sonra bir işe de dönüşebilir; sigortacılık, risk yönetimi ve iktisattan sonra kendimi tanımlamak için kullanacağım dördüncü bir kavrama da dönüşebilir.

Son yıllarda üzerinde çalıştığım başka bir konu ise okumalarım. İnsan okudukça aslında ne kadar cahil olduğunu anlıyor. Okudukça daha çok okumam, daha farklı dillerde okumam, daha farklı disiplinlerde okumam gerektiğini görüyorum. Bu yüzden önce kendime günlük, 2 günlük ve son olarak daha makro çerçevede yıllık hedefler koydum. Örneğin günde mutlaka 50 sayfa (anadilimde) okumuş olmayı istiyorum. Sonrasındaki hedefim Türkçe’nin yanında İngilizce, İtalyanca ve Almanca’da da okumalarımı yoğunlaştırmak ve düzenli kılmak. Bu sayede yıl sonunda mutlaka en az 40 kitap okumuş olmak. Bu amaç çerçevesinde 2019’da 48, 2018’de 33, 2017’de 13 ve 2016’da 19 kitap okumuşum. Umarım 2020’de, gerçekten beni geliştiren kitaplarla 2019 yılının çok çok üzerinde bir sayıda ve  etkin bir şekilde okumayı başarabilirim. Okumakla ilgili duyduğum en etkili cümle Ömer Koç’a aitti: ‘Okumak kendimi güvende hissettiriyor, çünkü dolu bir tabancaya sahipmişim gibi hissediyorum.’ Ben de okumakla ilgili kesinlikle bu hisse sahibim.

Bununla birlikte, çeviri kalitesini genel olarak kötü bulduğumdan artık iktisat kitaplarını mutlaka ana dilleri olan İngilizce’de okuma kararı aldım. İtalyanca’da okuğum ve içerdiği güncel konularla İtalya ve İtalyan kültürüne dair çok şey öğrendiğim Adesso ve gerçek anlamda Almanca öğrenebilmemi sağlayan Deutsch Perfekt ise yine aylık sayıları ile okuma listemde yer alıyorlar. Böylece 40 yaş hedefimdeki diğer bir madde olan 4 dil konuşabilme hedefine de daha hızlı yaklaşmış oluyorum. Anadilim Türkçe’nin yanında 1993 yılında Erzurum Anadolu Lisesi’ne başladığımda İngilizce, 2012’de İtalya’ya transfer olduğumda İtalyanca, 2016’da Almanya’ya taşındığımda ise Almanca öğrendim. Şimdi bu dört dilde hem okuyabiliyor, hem yazabiliyor hem de iş toplantıları gerçekleştirebiliyorum. Umarım ileride anadilim de dahil bu dört dili kullanma kalitemi sürekli arttırabilirim.

Son olarak 40 yaşına geldiğimde 4 ülkede yaşamış olma hedefim var. Şimdiye kadar Türkiye’de, İtalya’da ve Almanya’da yaşadım. Bundan sonrası için de hangi ülkede yaşamak isteyeceğimle alakalı net olmasa da kafamda fikirlerim var. Bakalım zaman bana neler getirecek.

Bu yazıyı 40 yaşımda açacağım bir mektup gibi kaleme almak istedim. Dolu bir tabanca gibi dopdolu bir hayatta güvenli ve üretken nice yıllara.

#ZeynepStefan, #AboutMe

 614 total views,  4 views today