Second Week of Yale SOM Executive Education Women’s Leadership Program

After the first week’s introductory, now we are on the second week assignment and the theme is “Self-Knowledge and Self Mastery”. Within this week, I recognize that as a leader, how my emotions set the tone for my team and how I can promote my own emotional intelligence for achieving optimal outcomes for all.

During the course, we underlined frequently that in today’s fast and disruptive economical conjuncture, two things cannot and will not be replaced by artificial intelligence: innovation and emotional intelligence! This is one of the main bullets of the program I will always bear in my mind. With the rising importance of emotional intelligence, able to change the state of mind, regulating negative emotions handling your own mind during a challenging situation remains the key soft assets especially for female leaders!

In the initial phases, it was a real challenge seeing, listening, and then understanding my own emotions and triggers. On paper, it is said emotional intelligence is a resume of self-awareness, self-management, awareness for others, and connection. But, when it comes to practice, is it so simple? A long way for finding out. Of course, I have a map for that; first recognizing which emotions I have, then the ability to regulate them, and then recognizing my team members’ emotions and finally gain or improve the ability for expressing better and connecting more with others like a “thermostat leader”. Another key step is understanding my own triggers. If I define which triggers affect me more and my team’s performance, it will be easier to define a common framework for all.

During the ongoing project of the first week, I defined three key steps in my career; my Ph.D. exam, my job interview with the PwC partner, and the first interview I handled completely in German. I used the same examples also for the second week, this time I defined the triggers I noticed during the above critical moments. I thought about how my core values and strengths helped me during these incredibly stressful moments or if I found another way for managing them.

From my side, the most important point I noticed during the second week about me was the common points of my best experiences when I had to managed stressful moments are exactly the same as the common characters of my dream leaders. I found this a positive sign which shows me the way I am on.

At the end of the second week, I was completely aware that my responses to triggers shape my leadership style completely. So, there will not be a unique correct answer for these types of situations. This ability will be obtained with regular exercises and every time will make my leadership capability better.  

#ZeynepStefan, #WomenLeadership, #YaleSOM, #SelfKnowledge, #SelfMastery, #ThermostatLeadership

 88 total views,  4 views today

First Week of Yale SOM Executive Education Women’s Leadership Program

My very first experience on an online training platform was an executive leadership education at Yale SOM. It was a 6-week program, and the first round was about “Values-Driven Leadership”.

We started with a role-play. I closed my eyes and thought about the characteristics and values of the individuals I met until now. The first people who come into my mind were my PwC partners Cansen Symes and Zeynep Uras! I would like to work more closely to them and get more details about their leadership styles. However, I had limited chance within distant observations, and I was quite young when I was working in PwC. However, this was enough as well! Whey I remember their name first? Because I find them very calm and make you think that they know what they are doing.   

My favorite professor of the course is Rodrigo Canales for now. He commented on this exercise that generally people think about business leaders however they do not want to have their features. Maybe it is true for other applicants however my feeling about these two businesswomen leader is not so. I would like to have their features for having a leadership style like them of course under my comments.

Another exercise was about leaders. The names which come into my mind when I heard the title as “leader” were Ruth Bader Ginsburg and Michelle Obama. Two women with strong roots, strong educations, and a clear picture of what they desire. They look like they have the control of “now”, not like leaves on water. They have the power for determining their desire and way of it. We discussed gaps in leadership characteristics and it has been stated that there is a clear difference between business leadership and human leadership. I do not agree with this argument as well. The instructor also specified masculinity features (strength, domination, persistence, and vision) and femininity features (integration, compassion, empathy, and collaboration). I see myself I have all, with different levels. Like being Samatha Jones-Charlotte York-Miranda Hobbes at the same time!

We touched an extremely popular topic as well, using emotional awareness when negotiating. This is possible only with leading with core values and noticing your own strengths. At this moment, there are two points I would like to underline. First is choosing one for being: Thermometer Leader or Thermostat Leader. If you directly reflect the tension in your team you are a thermometer leader. If you regulate and use it for absolute progress you are a thermostat leader. Both are necessary, both are true. As a leader, I need to understand my core values, my leadership style, and manage the extra set of emotions for choosing one of them at the right time and the right spot.

As a summary, the first week was highly effective for me. Benefiting both “Thermometer” and “Thermostat” leadership skills and regulating an extra set of emotions will be my priorities for my next leadership experiment. Even if I found the grades a little easy, I liked the course a lot! 

#ZeynepStefan, #ValueDrivenLeadership, #Leadership, #YaleSOM, #AboutMe

 268 total views,  4 views today

Fin.techsummit 2019

25 Eylül’de Slovakya’nın başkenti Bratislava’da üçüncüsü düzenlenen Fin.techsummit organizasyonuna hem açılış konuşmasını yapmak hem de bir saatlik bir yuvarlak masa toplantısına katılmak üzere davet edildim. Banka ağırlıklı fintech ile sigortacılığa yönelik InsurTech’in konuşulduğu ve iki ayrı salonda gerçekleşen konferans hem Slovakya piyasasını tanımam hem de yaptığım açılış konuşmasında değindim konulara aldığım geribildirimler açısından benim için oldukça verimli geçti.

Slovakya ilginç ve mensubu olduğu CEE (Central East Europe – Arnavutluk, Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya ve üç Baltık ülkesi Estonya, Letonya and Litvanya’dan oluşan Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi) ülkelerinden ayrılan özelliklere sahip bir ülke. Vienna Insurance Group’un son zamanlarda sadece bu bölgede yoğunlaşan satın almalarını takip ettiğimden CEE’deki sigortacılık kapasitesine aşinayım ancak Slovakya piyasasının canlılığını ilk defa yerinde gözlemleme fırsatı buldum. Konferansa hazırlık aşamasında Slovakya ile ilgili yaptığım piyasa analizini ‘Slovakya S.W.O.T. Analiz’ yazısında bulabilirsiniz.

Konferansa geri dönersek, açılış konuşmasında bana ayrılan zaman başlangıçtaki aksamalardan dolayı 15 dakika ile sınırlıydı. Kısa zamanı değerlendirmek adına sürekli tekrarlanan yapay zeka, makine öğrenmesi, nesnelerin interneti gibi InsurTech’in sıcak başlıklarına girmek yerine, zira 15 dakika bu konuların sadece adlarını tekrarlamaya yetecekti,  sigortacılığın sosyal tarafını anlatan ve makro perspektife sahip bir konuşma yapmayı uygun buldum. Değindiğim nokta ise benim açımdan işin felsefesini anlatan teminat açığı (protection gap) kavramı idi. Sigorta sektöründeki her gelişmenin aslında sigortalılık oranının arttırılması ve böylelikle teminat açığının düşürülmesi amacına hizmet ettiğini tekrarlamakla birlikte, hem Avrupa genelinde hem de dünyada teminat açığının artış hızının sigortalılık artış hızından daha yüksek olduğu altını çizdiğim noktalardan bir tanesiydi. Bu konuda yapılan çalışmaların yeterli kapsamda olmaması ve yıllara yayılan gelişmelerin kantitatif verilerle desteklenememesi ise durumun vehametini arttırmakta. Yani teminat açığı alanında boyutlarını tam olarak bilemediğimiz bir riskle karşı karşıyayız. Ayrıca, konuya sigorta ve reasürans şirketleri ile birlikte finansal piyasaları yönlendiren resmi kurumlar da girdiğinden ne gibi önlemler alınabileceği sorusu sahipsiz kalmakta ve birçok platformada dile getirilmesine rağmen yukarıda saydığım etkenler ve olayın makro boyutu nedeniyle çok yavaş ilerleme kaydedilebilmekte. Doğal afetlere karşı korunaklı bir iklime ve coğrafi yapıya sahip olmasına rağmen, sigortalı olma bilincinin yerleştirilmesi ve  sigortalılık oranının arttırılması adına çalışmalarına hızla devam eden Slovakya düzenleyici kurumu da benim konuşmama ithafen dengeli bir finansal sisteme girişin ancak sağlam bir sigorta piyasasından geçtiğini gördüklerini ve çalışmalarına hız verdikleri bilgisini dinleyiciler ile paylaştı.    

Öğleden sonraki oturumda ise Axa Slovakya COO’su Libor Stodola ve Lighting Beetle kurucusu Michal Blažej ile tüketici davranışları üzerinden sigortacılık tekniğindeki değişimleri ve beklentileri tartıştık. Bu konuşmada altını çizdiğim öncelikli konular verinin eski ve yeni versiyonları, sigorta dilindeki müşteri lehine sadeleştirme çalışmaları ve aslında bütün bunların temelinde yer alan veri sahipliği ve kullanım haklarının belirlenmesi konularıydı. Konuşma sırasında birçok defa GDPR ve veri sahipliği ile ilgili gelen sorular Slovakya’da da veri sahipliğinin henüz tam anlaşılamadığını gösterir nitelikteydi. Bu kanımı destekleyen diğer bir durum ise konferansa katılan birçok start-up’ın sosyal medyaya konulan verilerin onaysız olarak kullanılabileceğine yönelik ön kabulleri ve buna dayanan iş modelleriydi. Benzer yaklaşımlar Mart 2019’da Frankfurt’da gerçekleştirilen kongrede de karşıma çıkmıştı. Artık aktif olan GDPR’la alakalı bu muğlaklık önümüzdeki dönemde sektördeki irili ufaklı birçok kuruma yasal yaptırımların uygulanacağını gösterir nitelikte. 

#KeyNoteSpeech, #FinTechSummit2019, #Slovakia, #CEE, #GDPR, #ProtectionGap, #InsurTech, #SWOTAnalysis, #ZeynepStefan

 660 total views,  2 views today

Insurance Congress / Baku / 20-21st of June 2018

Frankly speaking, I did not know much about our sister country, Azerbaijan, its economic structure and insurance sector. (Please find a SWOT analysis of the country in my page) The kindly invitation of Xprimm for the Insurance Congress in Baku 20-21 of June 2018, converted this knowledge gap to a valuable opportunity for learning more from 200 audiences and speakers in the event.

The two-day conference started with the key note speeches of colleagues from regulatory body and they draw a very clear image of what the business currently has and how they imagine an insurance business within next 10 years. They underlined their economic dynamics and they already know even if the economic scale of the country is increasing faster, it should be supported with a solid insurance industry.

Fiscal incomes of the country are mainly concentered on its natural hydro-carbon sources. This concentration risk is found as the main threat of the economic conjuncture. The penetration rate of insurance business is already very low and there is another concentration issue among insurance companies. One insurance company produce nearly half of total gross written premium (GWP) just by itself. Diversification of insurance products (life or non-life) is low and the country still has a very long way on its financial deepening journey. (Please get in touch with me for more details of financial deepening and insurance business). Current, GWP mainly comes from compulsory insurance products and awareness for benefits of having any coverage is not sufficient.

In the first day of the conference, we discussed mainly about insurance business, penetration rates and how awareness should be increased (the traditional issues!). As I already underlined during my key-note speech, micro insurance can be a key for almost all obstacles in the market.

Not just for low-income countries, micro insurance can be very crucial also for developing and mid-income countries like Azerbaijan. (I already presented this idea during a two-day product roadshow in 2016. However it did not found enough “fancy” by my European colleagues :))

Notwithstanding, the current situation is changing dramatically. The magic touch of InsurTech is coming also for micro insurance and it will be the main converter for a “financially sustainable” micro insurance market. I would like to underline again the term of “financially sustainable”, because in today’s insurance industry, micro insurance projects are mainly performed for social responsibility and insurance companies do not (cannot) expect any financial benefits. The products are not profitable, processes still need manual touches and projects need extra financial support from contributors.

The main issue is, how InsurTech will change this picture? (As I tried to explain during my speech) First, with disruptive technologies, like AI, IoT and BlockChain, processes (mainly UW, claims, and collection) will be digitalized and operational costs will be mostly decreased. Insurers won’t need any traditional distribution channels for reaching their low-income customers. UW analysis and claims will be handled by AI programs which can be uploaded to smart phones. (In traditional side, every 30 cent of 1 dollar premium (%30) is spent for operational costs). In other words, main processes will be outsourced to customers. (Examples can be diversified) With its widening customer base, insurance companies will have more stable cash-flows (law of large numbers), they will be supporters, and in future business partners, of developing economies.

Last but not least, these mostly automatized business models will be references also for traditional channels and contribute to their transformation. Above all, all these changes occur in relatively very short time period.

 

 619 total views,  1 views today

Azerbaijan Insurance Conference 20-21 June 2018 / Baku

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de 20-21 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen ve Azerbaycan sigorta sektörünün değerlendirildiği konferans ağırlıklı olarak Azeri sigortacıların katılımıyla başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Yaklaşık 200 dinleyici için iki gün boyunca sigorta sektörünün yeni dinamiklerinden penetrasyonun nasıl arttırılabileceğine kadar birçok farklı konuda sunumlar gerçekleştirildi. Azerbaycan sigorta sektörünün varmak istediği noktayı anlamamız için ülke ekonomisinin mevcut durumuna bakmamız yeterli. Ülkenin ekonomik konjonktürü ile ilgili detaylı bir yazıyı Akıllı Yaşam’ın Temmuz sayısı için kaleme aldım.

Azerbaycan sigorta sektörü elindeki güçlü finansal kaynakları sigorta sektörünün en güçlü özelliği. Ekonomiyle olabildiğince paralel şekilde sigorta sektörünü de geliştirme ve güçlendirme isteği Azeri düzenleyici kurum yetkilileri tarafından konferans sırasında birçok kez dile getirildi. Ekonomisi daha çok karbon yakıt üretimine dayanan ve iktisadi tabiriyle rantiye bir ekonomi olan Azerbaycan, ekonomisinin sahip olduğu riskleri iyi yönetebilmek için de çabalamakta. Ülke genelindeki sigortalılık oranının düşüklüğü, sigortacılık ürünlerinin düşük çeşitliliği, sadece zorunlu sigorta türlerinde yoğunlaşan prim üretimi, şirket bazında prim üretiminde yaşanan yoğunlaşma ve tek bir sigorta şirketinin nerdeyse ülke prim üretiminin yarısını gerçekleştirmesi, tasarruf ürünlerine olan az talep ilk gözümüne çarpan riskler.

Benim de yer aldığım birinci günün ikinci oturumunda ise ağırlıklı olarak penetrasyonun nasıl arttırılabileceği ve olası çözüm yolları üzerinde durduk. Sigorta bilinci ve penetrasyon gibi iki önemli dinamiği aynı anda kabul edilebilir seviyelere çeken mikro sigortacılık, bu oturumun ana konusuydu.

Sadece düşük gelir grubunda yer alan ülkeler için değil gelişmekte olan ülkeler için de müthiş bir çözüm olarak gördüğüm mikro sigortacılığın geleceğinin InsurTech ile daha da parlak olacağına inanıyorum. Sunumda da ağırlık olarak InsurTech’in mikro sigortacılığı nasıl daha etkin ve finansal olarak sürdürülebilir kılacağına değindim. Özetle InsurTech ile mikro sigortacılığın bütün süreçlerinin yeniden düzenlenebileceğini, birçok adımın dijitalleştirilebileceğini ve böylelikle sigorta şirketleri için bir sosyal sorumluluk projesinden finansal olarak kar edebilecekleri ve müşteri tabanlarını inanılmaz geliştirebilecekleri bir branşa evrileceğini söyleyebiliriz. Geleneksel dağıtım kanallarına ihtiyaç duymayacak, teknik analiz ve hasar yönetimi gibi birçok sürecin müşteriler tarafından cep telefonlarındaki aplikasyonlar sayesinde yapılabileceği bir mikro sigortacılık modeli, geleneksel maliyet modellerinin (her 1 doların %30’u operasyonel maliyetlere gitmekte) de ötesine geçecek ve en az zorunlu sigorta türleri kadar tercih edilir olacak.

Halen sigorta şirketlerinin mali tevazu göstererek (yani zarar etmeyi göze alarak) gerçekleştirdikleri ve bir nevi sosyal sorumluluk projesi tadında yürütülen mikro sigortacılık InsurTech ile ileride daha çok duyacağımız bir sigorta türü haline gelecektir. Bununla birlikte InsurTech’in dönüştürücü etkisinin sadece mikro sigortalar için değil halihazırda zarar eden bütün branşlar için geçerli olacağını da sözlerimize eklemeliyiz.

#MicroInsurance, #InsurTech, #Penetration, #Awareness, #Digitalisation, #ZeynepStefan

http://www.sigortagundem.com/yazarlar/azerbaycanin-sigorta-atilimi-hem-kolay-hem-zor-yazisi/1333764

 1,098 total views,  2 views today

“How InsurTech boosts Micro Insurance”

I was honored to make a keynote speech with the “How InsurTech boosts Micro Insurance” presentation on the 20th of June / Baku. 

You will find all details about my presentation in www.zeynepstefan.com

The details of the conference in https://lnkd.in/e-WGEbg

 823 total views