CBDC Konferansı Birinci Gün

Merkez Bankası Dijital Para Birimi (CBDC – Central Bank Digital Currency) finansal derinleşmeyle alakalı doktora tezimi yazmaya başladığımda yakından tanıdığım bir kavram. Bu kadar önemli bir konunun dünyadaki önemli temsilcileriyle İstanbul’da konuşulması ise büyük bir ayrıcalık. Dolayısıyla 12-14 Eylül tarihlerindeki konferansı, yoğun iş gündemine ve İstanbul’un diğer ucunda olmasına rağmen kaçıramazdım. Ne yazık ki, uzun yıllar kripto paraların çabuk sönen ateşinde kaybolan CBDC’yi akademisyenler ve merkez bankası profesyonelleriyle, sektör dedikodularından uzak bir şekilde konuşmak harika.

CBDC çalışmalarını yakından takip ettiğim birkaç ülke var ve aralarında ECB (European Central Bank) yok 😊 İlki konferansta da temsil edilen Bahama Adaları. Hızlı ancak kırılgan balık tanımının önemli bir örneği Bahama Merkez Bankası. Kırılgan ekonomilerini görece az nüfusları ve kolay uygulama imkânı nedeniyle oldukça kısa bir sürede Sand Dollar’ı piyasaya sürdüler. Sand Dolar aslında bölgede yetişen bir mercan çeşidi. Bahama düzenleyici kurumunun bu adı seçmesi dolayısıyla tesadüf değil.  Hem marka özellikleri hem logosu hem de ülke ekonomisine katkısı ile Sand Dollar tam bir ‘en iyi uygulama’ örneği.  Yaklaşık üç yıldır dijital cüzdan uygulamalarında çalışan biri olarak aslında özel sektör finansal kuruluşlarının gerçekleştirmesi gereken finansal cüzdan uygulamasının bu örnekte bizzat devlet eliyle hayata geçirildiğini ve yaygınlaştırıldığını görüyoruz. 2019 yılında henüz 48 bin dijital Sand Dollar dolaşımdayken bu değer Ağustos 2023’te 1,07 milyon Bahama dolarına fırlamış durumda. Bahama’da şu anda 113 bin bireysel dijital cüzdan kullanıcısı mevcut. Kurumsal cüzdanların sayısı ise, 2021’de beri üç katına çıkmakla birlikte, 1.687 tane. Bahama Merkez Bankası yetkilisi sevgili Shagueno, planladıkları yeni cüzdan teknolojisinin de bazı detaylarını da paylaştı ki neredeyse bir senedir gece gündüz düşündüğüm f ve g bentlerinin (ödeme şirketi profesyonelleri bilir, Merkez Bankamızın yayınladığı ödeme sistemleri kanununda açık bankacılık işlemlerinin kapısını açan bentler) sadece finansal piyasalardaki değil, para politikalarındaki önemi hakkında da kafamda ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Merkez Bankası Dijital Para Birimi (CBDC – Central Bank Digital Currency) finansal derinleşmeyle alakalı doktora tezimi yazmaya başladığımda yakından tanıdığım bir kavram. Bu kadar önemli bir konunun dünyadaki önemli temsilcileriyle İstanbul’da konuşulması ise büyük bir ayrıcalık. Dolayısıyla 12-14 Eylül tarihlerindeki konferansı, yoğun iş gündemine ve İstanbul’un diğer ucunda olmasına rağmen kaçıramazdım. Ne yazık ki, uzun yıllar kripto paraların çabuk sönen ateşinde kaybolan CBDC’yi akademisyenler ve merkez bankası profesyonelleriyle, sektör dedikodularından uzak bir şekilde konuşmak harika.

CBDC çalışmalarını yakından takip ettiğim birkaç ülke var ve aralarında ECB (European Central Bank) yok 😊 İlki konferansta da temsil edilen Bahama Adaları. Hızlı ancak kırılgan balık tanımının önemli bir örneği Bahama Merkez Bankası. Kırılgan ekonomilerini görece az nüfusları ve kolay uygulama imkânı nedeniyle oldukça kısa bir sürede Sand Dollar’ı piyasaya sürdüler. Sand Dolar aslında bölgede yetişen bir mercan çeşidi. Bahama düzenleyici kurumunun bu adı seçmesi dolayısıyla tesadüf değil.  Hem marka özellikleri hem logosu hem de ülke ekonomisine katkısı ile Sand Dollar tam bir ‘en iyi uygulama’ örneği.  Yaklaşık üç yıldır dijital cüzdan uygulamalarında çalışan biri olarak aslında özel sektör finansal kuruluşlarının gerçekleştirmesi gereken finansal cüzdan uygulamasının bu örnekte bizzat devlet eliyle hayata geçirildiğini ve yaygınlaştırıldığını görüyoruz. 2019 yılında henüz 48 bin dijital Sand Dollar dolaşımdayken bu değer Ağustos 2023’te 1,07 milyon Bahama dolarına fırlamış durumda. Bahama’da şu anda 113 bin bireysel dijital cüzdan kullanıcısı mevcut. Kurumsal cüzdanların sayısı ise, 2021’de beri üç katına çıkmakla birlikte, 1.687 tane. Bahama Merkez Bankası yetkilisi sevgili Shagueno, planladıkları yeni cüzdan teknolojisinin de bazı detaylarını da paylaştı ki neredeyse bir senedir gece gündüz düşündüğüm f ve g bentlerinin (ödeme şirketi profesyonelleri bilir, Merkez Bankamızın yayınladığı ödeme sistemleri kanununda açık bankacılık işlemlerinin kapısını açan bentler) sadece finansal piyasalardaki değil, para politikalarındaki önemi hakkında da kafamda ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Yakından takip ettiğim diğer bir ülke ise UK. Brexit sonrası kendilerine her ne kadar mesafeli olsam da yakın zamanda finansal piyasalarda yaptıkları inovatif hareketlerle referandum dönemindeki naifliklerini unutturmak istiyor gibiler. Özellikle dijital bankacılık alanındaki lisanslama çalışmalarını neredeyse adım adım takip ediyorum. Gidip şirketlerin kutlama partilerine katılabilirim, o derece! İngiltere’nin sunumunda dikkat çekilen ilk nokta CBDC ile mevcut durumda özel bankalarda olan dijital emisyonun devlet eliyle merkez bankalarına transfer edilmesi. Bu emisyon kavramına doktoradan beri takmış durumdayım. Ödeme sistemleriyle nasıl ilişkilendireceğim üzerine daha çok düşünmem gerekiyor. Yani CBDC formu zaten banka hesaplarımızdaki dijital para ile mevcuttu ancak sorumluluk, hesabımızın olduğu bankalardaydı. Şu anda karşımızda Merkez Bankası var. Temkinli olması, yavaş hareket etmesi ve inovasyona karşı göreli konservatif olması zorunlu olan merkez bankasında. Sizce inovasyonun hızını yakalayabilecek mi? Yoksa kaplumbağadan koşmasını ve gökyüzündeki kuşlarla yarışmasını mı bekliyoruz? İngiltere’nin sunumu daha çok bir makro iktisat, şahsen favorim, dersi gibiydi. Bilgi birikimimi İngiltere Merkez Bankası aracılığıyla yenilemek iyi geldi. Sevgili Shiv’i dinlerken sonradan okumak için de 3-4 makale indirdim. Shiv’in dikkat çektiği önemli bir konu da gizlilikti. Örneğin merkez bankaları harcamaların detaylarını, kimin harcadığını, nereye harcadığını, işlemler illegal olsa bile, görebilecek mi? CBDC’nin ana hedeflerinden biri de kara para aklamanın tarihe gömülmesi aslında. Dolayısıyla bu amaç için kullanılacak her harcamanın engellenmesi gerekiyor ki bu zaten kullanıcı gizliliğinin devre dışı bırakılması anlamına geliyor. Bunu tahmin edecek bir kullanıcının sistemde tutulması ancak alternatifin mümkün olmaması ile mümkün olabilir ki, yine bir yol ayrımı. Buradan iktisattaki en sevdiğim kurallardan birine geliyoruz: Kötü para iyi parayı kovar! (Gresham Kanunu) Ben şahsen bir birlikteliğin mümkün olabileceğini, en azından şimdilik düşünmüyorum.

Burada dikkatimi çeken bir benzerliği paylaşmak istiyorum. Aslında finansal piyasalarda inovasyonun ve seçeneklerin artması ile net ayrımlara gidiyoruz bence. Ya servis sağlayıcısısın (white-label) ya vitrindesin (brand owner); ya tamamen dijital para birimi kullanacaksın ya da kötü para iyi parayı kovacak ve senin CBDC’in sakat doğmuş olacak. Gri alanlar ne kadar azalıyor. Teknolojinin içerisinden geçtikçe daha çok gözlemliyorum. Oldukça enteresan.

Yakında takip ettiğim üçüncü ülke ise Norveç. Norveç’te 1993’te %85 olan nakit kullanımı 2023’te %3’e düşmüş durumda. İnanılmaz! İsrail ve İsveç ile yer aldıkları ‘Project Icebreaker’ı daha önce duymuştum. Ancak ayrıntıları sevgili Suela’dan dinlemek inanılmazdı. Suela harika bir sunum yaptı. Konuşması biter bitmez tanışmak ve ek sorular sormak için peşine düştüm 😊 Suela’nın dikkat çektiği diğer bir konu ise toplu ödemeler (mass payment) idi. Bu da oldukça önemli bir ayrıntı. Takip eden yazılarda CBDC projelerini nasıl çıkmaza soktuğundan bahsediyor olacağım. İkinci gün detaylarında buluşmak üzere!

#ZeynepStefan, #AIZA, #CBDC, #SandDollar, #ProjectIcebreaker, #GreshamLaw, #BadMoneyDrivesOutGood, #MassPayment

 1,250 total views,  2 views today

Money 20/20 ikinci gün

Money 20/20 ikinci gün yazımı havayı biraz daha koklayabilmek adına geciktirdim. Organizasyon o kadar yoğun geçti ki üzerinden nerdeyse bir hafta geçmesine rağmen aldığım notları düzenlemem oldukça uzun sürdü. Şirketimizin çok ünlü bir danışmanının dediği gibi ‘Denizli Horozu’ gibi bütün enerjimi sesimi duyurmak için harcayıp sonra da düşüp bayılmamak adına birkaç gün es vermek istedim.

Konferansın genel perspektifini ilk gün yazımda paylaşmıştım. Öne çıkan üç temel yönelim görmüştüm. Birincisi kripto varlıkların nihayet geri plana alınması. İkincisi entegre finansman (‘embedded finance’e özellikle gömülü finansman demekten kaçınıyorum. Bence oldukça kötü ve iktisadi karşılığıyla çok alakasız bir ‘chicken translate’) çözümlerindeki inanılmaz ilerleyiş ve son olarak daha da derinleşeceğini düşündüğüm ‘white-label’ ve ‘vitrin’ ayrımı.

İkinci gün ağırlığını sunumlardan ziyade katılımcılara verdim, bir nevi fikir veya ürün peşinde koştum. Dinlediğim, sorguladığım ve sonunda beğendim bütün ürünlerde bir ortak nokta görmek beni oldukça şaşırttı: Orkestrasyon. Sadece ödeme sürecinde değil, finansal birçok yapıda orkestrasyon, yani uyum, bir arada yönetilebilme, entegre olabilme veya birlikte ölçeklendirilebilme becerisi.

Ödeme sistemlerinde birçok bankayla işlemlerin benzer iş modelleriyle kolayca gerçekleştirilmesi, regülasyona yönelik çözümlerde ülkelerin düzenleyici otoritelerinin olabildiğince aynı potada eritilmesi ve birlikte kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi. Bence harika bir özellik ve itiraf etmeliyim ki daha önce yeterince önem vermediğim bir özellik. Şu andan itibaren içerisinde olduğum her fikirde olmasına ve yoksa da oluşturulmasına mutlaka dikkat edeceğim bir özellik olacak.

Organizasyondaki oturumlar sırasında dikkatimi çeken diğer bir özellik regülasyonun diğer yıllara kıyasla daha çok tartışıldığını görmek oldu. Harika bir gelişme! Şirketlerin, fikir sahiplerinin ve pazar düzenleyicilerinin piyasanın düzenlenmesiyle birlikte yaratılan değeri nihayet görmüş olmaları harika. Bu yaratılan değerin teknoloji ile birleştirilerek bir çözüm olarak sunulması ise en az ilki kadar harika olan diğer bir gelişme.

Bu alandaki taksonomiyi, harcanan enerji ve bilgi birikiminin daha etkin şekilde yönetilmesine dönük her çabayı oldukça önemsiyorum. Yakın ve orta yakın gelecekte fark yaratan fikirlerin bu iki özelliği iç yapılarında çoktan hayata geçirmiş kurumlardan ve/veya ekiplerden çıkacağını kolaylıkla söyleyebilirim.

Harika fikirlerle birlikte birçok ‘potemkin’ özellikli aplikasyonun da Money 20/20’de stand açtığını görmek beni şaşırtan diğer bir özellik oldu, önceki yıllarda bu tür bir arkası boş vitrin görmemiştim. Sürekli övdüğüm Money 20/20’nin entelektüel kapasitesi adına üzücü bir gelişme. Sadece fotoğraf çektirmek için gelen ve vatandaşı olduğu ülkenin pavilyonundan çıkmayanlar da cabası. Eminim tekrar karşılaşacağız kendileriyle.

#ZeynepStefan, #Money2020, #AIZA, #WhiteLabelvsBrand, #EmbeddedFinance

 790 total views,  2 views today

Money 20/20 Birinci Gün

Money 20/20 birinci gününü oldukça hızlı bir şekilde bitirdik. Organizasyona Türkiye’den oldukça yoğun bir katılım var ve TÖDEB yönetimindeki Türkiye pavyonu oldukça gösterişli. Harika bir temsil, emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Bildiğiniz gibi şu şirket gelmiş, şunla görüştük gibi detaylar vermiyorum yazılarımda, özellikle Money 20/20 gibi 2024 finansal trendlerini belirlemek için düzenlenmiş bir organizasyonda. Kim-nerde yazılarından Linkedin’de oldukça çok var, #Money2020 etiketiyle kolayca karşınıza çıkacaktır. Dolayısıyla benden biraz daha neden böyle (Chief Question Officer olarak), trend ve felsefi detayları duyacaksınız.

Öncelikle görüyoruz ki dijital varlıkların içerisinde kripto paranın 2024 yılında da pek izi olmayacak. Endlich! Merkez Bankalarının zorlukla kurdukları ve bütün yıpratıcı etkilerden korumaları gereken parasal iktidarlarına (ki hakimiyetini ilan etmek için para basan roma imparatorlarından günümüze halen para iktidar demektir) önemli ölçüde zarar veren ve benim iktisadi perspektifimde saadet zincirinden pek bir farklı olmayan (ki bu görüşümde ne mutlu bana ki Daron hocayla benzer düşünüyoruz) kripto para ve ilgili ödeme alternatifleriyle ilgili konferansta pek bir iz yok. Geçen sene birçok platformda kripto paralarla alakalı çözümler sunulmasına rağmen, SEC’in karşı atakları en azından Avrupa’da duyulmuşa benziyor. Bravissimo! Doğru karar! Bir sonraki adım bence asıl etkiyi yaratacak merkez bankası kontrolündeki dijital para birimiyle (CBDC) ilgili çalışmaların hızla ilerletilmesi. Money 20/20’de yer alan ülke standlarında, bizimki de dahil olmak üzere, bununla alakalı bir detay görmedim. Yazık olmuş. 2023 perspektifine almaları vizyoner bir adım olurdu. 2024’de adımlarını bütün organizasyonlarda hissettireceğinden şüphem yok.

Diğer vizyoner bir adım da aslında ülke standlarının şirketler bazında değil fonksiyonlar bazında hazırlanması olurdu. Türkiye dahil etkinlikte yer alan diğer ülkeler de; Fransa, Litvanya, Estonya vb.; genellikle ödeme şirketlerini öne çıkarmışlardı. Halbuki ödeme bu yolculuğun son adımı. Ürün geliştirme, yazılımcılar, güvenlik adımları, tutundurma ve pazarlama faaliyetlerine dair birçok süreçle alakalı bir performans daha yerinde olacaktır. Standa uğrayanlar ben iş planımı bu ülke kaynaklarıyla gerçekleştirebilirim düşüncesinde olmalılar benim perspektifimde.

Kripto para olmamasına rağmen etkinlikte ne öne çıktı derseniz platformlar ve ‘white-label’ servis sağlayıcıları derim. Bu konudaki öngörüm iki farklı iş planının mutlaka ayrılacağı ve birinde olanın diğerinde olmayacağı yönündeydi. Haklı çıktığıma mutluyum. Etkinlikte birçok iş planını değerlendirdim, ki bu sene önceki senelere göre daha yapısal davrandım, randevularımı önceden aldım, dinlemek istediğim konuşmaları ayarladım ve 10.00-16.00 arasında hiç yemek molası vermedim! Organizasyon alanında yaklaşık 24.000 adım atmışım ki (RAI’e ulaşmak için attığım adımlar dahil) benim için bir rekor! Ve şunu gördüm, ya portföyünüzü konuşturacaksınız ve vitrinde markanızla yer alacaksınız, geri plandaki operasyonlarınızdan vazgeçeceksiniz ya da geliştirdiğiniz harika teknolojiyi ve iş modellerini portföy sahiplerine kullandırarak geri plandaki, bence, süper güç olacaksınız. Hangisinin en iyi iş planı olduğunun cevabı bende var ancak Money 20/20’deki profesyonelleri biraz daha dinlemek istiyorum. Belki ikinci gününde fikrimi değiştirebilirim!

#Money2020, #ZeynepStefan, #AIZA

 816 total views,  2 views today

Rekabet Odağı Değişebilir mi?

Rekabet Kurumu’nun sadece finansal piyasalarda değil, iktisadi yapının genelinde gerçekleştirdiği dönüşümü merakla ve heyecanla takip ediyorum. Bu merakım 13 haftalık ‘Rekabet Hukuku’ seminerlerinde başladı ancak etkisi 13 haftadan çok daha uzun sürecek gibi. Bu etkinin temeli Carl Jung’un çok sevdiğim bir sözünden geliyor: ‘Önündeki yol netse muhtemelen başka birinin yolundasın.’

Birçok şeyi otomatikleştirmeye çalıştığımız günümüzde aslında ne kadar başkasının yolunda gitmezsek o kadar başarılı olacağımıza inananlardanım. Dolayısıyla yer aldığım sektördeki düzenleyici kurumdan, hesap vermem gereken hissedarlardan veya yönetim kurulu üyelerinden bir şeyi çok farklı bir formda yapmak istediğimde duyacağım sorular benzer ve ön görülebilirdir. İyi bir fizibilite raporu ve detaylı bir projeksiyonla gerçekleştirmek istediğim o harika fikre hayat vermek için hesap vermem gereken bütün mercileri ahenkli bir şekilde bir araya getirebilirim. Sistemik riske olan katkım ölçüsünde de bana izin vereceklerdir veya iş planlarımda pivot yapmamı isteyeceklerdir.

Bir noktaya kadar ikna edilebilir. Dünyayı değiştirmek için bir adım atılır ve o harika belirsizlik dönemi başlar. İlk fikrim onlarca-yüzlerce farklı versiyona ulaşıncaya kadar uğraşmaya devam ederim. Bu versiyonlarla denerim. Uygun görürsem hissedarlarımı değiştiririm, gerekliyse yöneticilerimi. Takılabileceğim tek bir taş bile yok, aslında yoktu. Ta ki rekabet otoritesi aslında nasıl bir güç kaynağını elinde tuttuğunu fark edene kadar.

Rekabet Kurumu’nun, benim gözümde onu aslında her şeyin merkezine çeken özelliği de buradan gelmekte. Başka bir yolda gitmek isteyen birinin dikkate alması gereken tek merci ve yakında iş planlarımızı ilgili düzenleyici kurumdan önce sunacağımız kurum.

Bunu seminer programı sırasında sunum yapan avukata sorduğumda sorumu anlatamadım, programın koordinatörü de anlatamadım. Hâkim durumda değil diyerek cevap verdiler. Halbuki zaten daha önce gidilmemiş bir yoldan gideceksiniz doğal olarak pazar liderisiniz, doğal olarak kartelsiniz. Hatta, yaptığınız işin orijinalliği ölçüsünde benzersiz, rakipsizsiniz ve o ölçüde kartelsiniz. Bu harika yörüngeden beni çıkartabilecek tek kuvvet ise rekabet otoritesinde.

Şu anda Rekabet Kurumu’nun etkisi bir faaliyetin piyasayı hangi yüzdelerle şekillendirebildiği, diğer paydaşları dışlayıcı bir etki yaratıp yaratmadığı sorularıyla başlıyor. Belki şu anda yavaş ilerliyor. Ancak etkisi o kadar belirleyici ve keskin ki sadece ‘inceleyeceğim’ demesi bile milyonları çöpe atmanıza yetiyor. Bu risk, bu harika fikrin sahibi tarafından kesinlikle göze alınamayacak kadar büyük.

Ancak buradaki öğrenme hızına dikkatinizi çekmek isterim. Sadece Türkiye uygulamalarında değil, dünyanın diğer rekabet kurumlarıyla da birlikte eksponansiyel olarak büyüyen bir öğrenme eğrisi var karşımızda. Ve ‘eğer öyleyse’ (what if) soruları. Gerçeklikten ‘şimdilik’ bağımsız gelecek tasarımı soruları. İş planımı ilgili düzenleyici kurumdan önce rekabet otoritesine onaylatmak istemekte %100 haklıyım bence!

Program dolayısıyla tanıdığım iki yeni kahramanıma Lina Khan ve Tim Wu’ya bir sonraki yazımda değiniyor olacağım.

#ZeynepStefan, #AIZA, #LinaKhan, #TimWu #WhatIf, #ChiefQuestionOfficer, #ToBeChrystalClear #Circumstances, #Possibilities.

 712 total views,  2 views today

Linklemek veya Linkleyebilmek, İşte Bütün Mesele!

Geçtiğimiz haftalarda Maher Holding’in düzenlediği harika bir organizasyonla bütün çalışanlar bir aradaydık. Bu kadar geniş kapsamlı bir şirket içi organizasyona katılmayalı sanırım 10 sene olmuştu, dolayısıyla büyük bir zevkle bütün Cumartesi’mi aynı zamanda harika bir şirket içi öğrenme alanı yaratan bu organizasyonda geçirdim.

Gün boyunca harika sunumlar gerçekleştirildi. Kısa bir konuşma yapma olanağı da buldum kendi adıma. Ancak sıfır hazırlıkla çok odaklı bir konuşma yapabilme becerim henüz yeteri kadar gelişmemiş, anlamış oldum. Bunun yanında iki önemli stres kaynağı da vardı. Biri 2006 yılından beri iş hayatımdaki rol modellerimden biri olan Ahmet Yaşar’ın sahnede yanımda olmasıydı. Ellerim ve hatta bir ara ayaklarım bile titriyordu. Uzun zaman sonra Türkçe yaptığım bu konuşma da böylece kişisel tarihimde harika bir yer buldu kendine. İkinci stres kaynağı ise arka sıralarda oturan ancak sadece benim değil bütün çalışanlarının her hareketini yakından takip eden Holding CEO’muz Levent Uluçeçen önünde konuşmaktı. Levent Bey’i gıyabında uzun zamandır tanımama rağmen şahsen Maher Holding’e katıldığımda tanıştım. Ekibindekilerden çok çalışmalarını isterken kendisi de en az bu seviyede çalışan, beklentileri ve alışkanlıkları bu kadar paralel başka bir yönetici görmediğimi de buradan kendisine itiraf etmiş olayım. Kesinlikle kolay değil, ancak kişisel kariyerim için harika bir ‘challenge’.

Her ne kadar hazırlıksız bir şekilde sahneye davet edilmiş olsam da konuşmam ilgi çekiciydi, tabi benim penceremden 😊 Çünkü uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ve projeler ürettiğim bir konuya değindim: Linklemek!

2012 yılında beri yazıyorum ve önceki yazılarımda da göreceğiniz ortak bir noktadan sürekli bahsederim. Hızlı bir değişim sürecindeyiz. Sadece sigorta sektöründe değil, iktisadi hayatın her alanında. Kalkınma hamlelerine bizden yüzyıllar önce başlayan ülkelerle ve piyasalarla yarışıyoruz ve dolayısıyla biraz geriden geliyoruz. Ancak içerisinde bulunduğumuz dönemin bize getirdiği harika bir avantaj da var. Farklı düşünerek atacağımız her adım bizi bu farkın anlamsız olduğu bir alana taşıyor. Sanki bu piyasalarla aynı derinliğe, aynı fon birikimine ve dolayısıyla benzer avantajlara sahipmişiz gibi. Tabi ki kolay değil bu avantajı yaratmak ve değere dönüştürmek. Birçok farklı yol mevcut. Ancak 2016 yılında başlayan mentorluk kariyerimde gördüğüm bir ortak noktası da mevcut: Linklemek.  

Çok farklı piyasalarda yatırımlarınız olabilir, ya da tek bir alanda faaliyetlerinizi derinleştirmiş olabilirsiniz ki 21. Yüzyıl için pek önerilmeyen bir stratejidir. Sizi farklılaştıracak olan bu alanları ne kadar bağlayabildiğiniz, birbirileri için çalışmasını nasıl sağlayabildiğinizdir. Bence sadece iktisadi hayatta değil kişisel hayatta da böyledir. İktisat eğitimi almış olabilirsiniz, sonra sigortacılığa gönül verirsiniz, sonrasında dijital bankacılık, sonrasında ödeme sistemleri… Sonra bir bakarsınız bu piyasaların hepsi aslında birbirleriyle ne kadar çok ‘konuşturulabilirse’ o kadar çok değer, dolayısıyla fon birikimi yaratacak. Sonra birden bu alanda ortaya çıkan ‘the next big risk’ gözünüze çarpar, ne de olsa profesyonel yaşantınız risk yönetimi üzerinde şekillenmiştir: Rekabet Hukuku. Aslında iktisadi faaliyetlerdeki ve herhangi bir alandaki birçok şeyin birlikte kullanılabildiğini görmüşsünüzdür ve bunun önündeki şimdilik tek engel rekabeti şekillendiren dinamiklerdir. Almanya’da iseniz Bundeskartellamt, İtalya’da iseniz Autorità Garante della Concorrenza e del Mercato. (Yine en havalı isimler ancak en sığ faaliyetler İtalyanlardan, en düz isimler ancak en derin analizler Almanlardan. Hiç şaşırtmaz!)

Size bir ticari sır veriyor değilim, yaklaşık dokuz hafta önce Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde başladığım eğitimimin temel motivasyonunu anlatıyorum. Bu harika eğitim beş hafta ve on farklı oturum ile devam edecek. Harika sunumlar olmasına rağmen işin en cazip tarafı bu eğitimlerde ne öğrendiğim değil, burada öğrendiklerimi finansal piyasalara ne derecede ve derinlikte uygulayabildiğim, yani ‘linkleyebildiğim’ olacak. Maher Holding’i, Bundeskartellamt’ı, Autorità Garante della Concorrenza e del Mercato’yu ve Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni bir araya getirecek daha harika bir link sanırım şimdilik yok: Ben!

#ZeynepStefan, #Bundeskartellamt, #AutoritàGarantedellaConcorrenzaedelMercato,

#BilgiUniversitesiRekabetHukukuvePolitikasıUygulamaveArastirmaMerkezi, #Linking, #AIZA, #TheNextBigThing

 1,222 total views,  2 views today

Açık Sigortacılığa İlk Adımlar

Ömer Aras’ın kitabında yer alan radikal kişiselleştirme (extremist customisation) ve platformlaşma (platformisation) kavramları tek başına bir kitap konusu olabilecek kadar detaylı incelenmeyi hak ediyorlar. İlk okuduğumda, her ne kadar bankacılık sektörü için söylenmiş olsa da sigorta sektörünün varacağı yeri ne kadar güzel ifade ediyor diye düşünmüştüm. Böylelikle sigorta sektörünün geleceğini tanımlayan kelime sayısını beşe çıkarıyorum: Me; Free; Easy; Radikal Kişiselleştirme ve Platformlaşma. Aslında yazması çok kolay, ancak hayata geçirmesi ne kadar da zor! Nedenini kısaca anlatayım.

Birincil veya İkincil? İşte bütün mesele bu!

Sigorta şirketlerinin birincil faaliyetlerini (sigortacılık değer zincirindeki beş ana adım / ürün ve servis geliştirme, pazarlama ve satış faaliyetleri, poliçe üretimi, hasar süreci ve fon yönetimi) gerçekleştirebilmek için ikincil süreçlerinde yer alan birçok faaliyeti (veri analizi, şirket altyapısı (finans, bilgi işlem, risk yönetimi), reasürans ve insan kaynakları yönetimi) şirket adı fark ettirmeyecek kadar benzer şekilde gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Nedeni ise ikincil adımlar için standartların net bir şekilde belirlenmesi ve düzenleyici kurum tarafından süreç kalitesinin yakından takip edilmesi. Bununla birlikte birincil adımlar zordur. İnovasyon ister, farklı düşünebilmeye ve kaliteli insan kaynağına gereksinim duyar. Bu sebeple genellikle rekabet, birincil adımlardan ziyade ikincil adımdaki ufak farklılıklar eksenine kaydırılmak istenir. Nedeni ise bunu gerçekleştirmenin daha kolay olmasıdır. İşte tam bu aşamada karşımızda bankacılık sektöründe uzun zamandır var olan ancak sigortacılar için yakın zamanda ortaya çıkan bir kavram belirmekte: Açık Sigortacılık.

Açık Sigortacılığa Doğru

Açık bankacılığın sigorta sektöründeki izdüşümü olan açık sigortacılık, kısaca yukarıda saydığımız ikincil adımdaki faaliyetler ile birincil faaliyetler arasında net bir ayrım konulması anlamına gelmekte. Birincil adımların olduğu grupta yer almak isteyen şirketler markalarıyla yola devam ederken ikincil adımlarda kalmak isteyen şirketler markalarını sektörden çekiyorlar ve ‘white-label’ olarak birincil adımlarda yer alan şirketlerin ikincil adımdaki faaliyetlerini dış hizmet olarak vermeye başlıyorlar. Böylelikle ikincil adımdaki faaliyetlerin kalitesi artıyor, operasyonel maliyetleri düşüyor, riskler azalıyor ve ikincil adımların her şirket bünyesinde gerçekleştirilmesi yerine bazı şirketlere verilerek ortaklaştırılmasıyla boşta kalan finansal kaynaklar birincil adımlara transfer ediliyor. Dolayısıyla ikincil adımda platformlaşma gerçekleştirilirken birincil adımda sıra radikal kişiselleştirmeye geliyor. 

Radikal kişiselleştirme ise uzun zamandır bilmemize rağmen ancak ve ancak teknolojik gelişmeler ile hayata geçirebileceğimiz bir hedef. Çünkü bu kadar verinin değerlendirilmesi ve sanki tek bir kişinin verisiymiş gibi özelleştirilmesi sadece yüksek veri inceleme teknikleri ile mümkün. Bu özellik gerçekleştiğinde kişilerin gerçek riskleri ve gerçek risk primleri ortaya çıkmış olacak. İşte tam anlamıyla bir kişiselleştirme (me). Tıpkı bir risk mühendisinin tesise gidip bütün gününü orda geçirmesi ve risklerini her anlamda inceleyerek o tesise özel bir poliçe düzenlemesi gibi. Bu özenin teknoloji eliyle milyonlarca bireysel poliçeye uygulandığını, risk gruplarının inanılmaz derecede farklılaştırıldığını ve aynı aileden kişilerin bile prim bedellerinin taşıdıkları riske göre farklılaştığını, teminat süresi seçeneğinin arttığını, mikro sigortacılık seçeneklerinin devreye alınabildiğini hayal edelim. Sigortacılık Değer Zinciri’ndeki bütün adımların kişinin riskleri özelinde farklılaştığı ve benzersiz bir risk priminin ortaya çıktığı bir yapıda kim gerçek risklerine karşı oluşturulan gerçek risk primini ödemeye razı olmaz? Hiç kimse! En azından asgari rasyonel hiç kimse. Ancak davranışsal iktisat bize asgari düzeyde de rasyonel olmadığımızı söylediğinden bu adımda devreye düzenleyici kurumumuzu alıyoruz ve kişiselleştirilmiş zorunlu sigortalar havuzumuzu büyütüyoruz. Böylelikle SEDDK’nın haklı olarak altını özellikle çizdiği finansal mimaride denge; bankacılık ve sigortacılık sektörlerinin payları (Bankacılık %90 ve Sigortacılık sadece %4,5) arasındaki dağılım; sağlanmış oluyor. Burada düzenleyici kurumumuzun altını özellikle çizdiği diğer bir unsur ise özkaynak karlılığı.

Temel Hedef: Özkaynak Karlılığı

İlk defa ülkemizde sigorta sektöründe, üstelik düzenleyici kurumumuz Başkanı’ndan özkaynak karlılığının gözetilmesi amacını duydum ve inanılmaz mutlu oldum. Zira bir sektörde fon birikimi ancak sermayedarın bu endüstriyi yatırıma devam edecek kadar karlı bulmasıyla olur. Avrupa’da da CEO değişimleri genellikle sermayedarın beklediği getiriyi sağlayamadığı durumlarda gerçekleşir. Dolayısıyla sigorta ve reasürans sektörlerinde bu göreve yeni getirilen bir yöneticinin ilk açıklamaları özkaynak karlılığının ne şekilde geliştirileceğine yönelik olur. Türkiye finansal piyasalarında ise özkaynak karlılığı bankacılık sektörü için 2022 yılı içerisinde %40 olarak gerçekleşirken sigorta sektöründe sadece %5! Radikal kişiselleştirme ve platformlaşma kavramları ile bu dört göstergenin yakın-orta vadede dengeye geleceğini büyük bir sevinç ile görüyor olacağız.

#ZeynepStefan, #RegulatoryBody, #AIZA, #ROI, #FinancialDeepening, #MeFreeEasy, #ExtremistCustomisation, #Platformization

 1,020 total views

Tiran – Finansal Kapsayıcılık – Hırs

Tirana FinTech Hive’a katılmak üzere Arnavutluk’un başkenti Tiran’daydım. İlk defa bulunduğum Arnavutluk’ta iki günde gözlemlediklerimin bana çok farklı kapılar açtı. On-line toplantılardan dolayı uzun zamandır fiziki iş gezisi gerçekleştiremiyordum ve pandemiden sonra yaptığım bütün gezilerde de çocuklarım da benimle birlikte olduğundan gezerken kitap okumaya fırsat bulamıyordum. Bu defa Tiran’da yalnızdım ve elimde değerli Ömer Aras’ın kitabı hem şehri gezdim hem okudum hem de uzun uzun düşümdüm.

Finansal Yapı vs Sosyal Yapı

Arnavutluk ilginç bir ülke ve ne yazık ki birçoğumuzun iyi özellikleri ile tanımadığı bir ülke. İnsan kaçakçılığı, çocuklara karşı işlenen suçlar, kara para aklama ve Avrupa’nın kıyısında bir ülkede beklemeyeceğiniz ne kadar düzensizlik varsa burada. Kafamda bu soru işaretleri ile Tiran’da Alami’den sevgili Sevcan Ekmen’in moderatörlüğünde finansal piyasalardaki dijital dönüşümü konuşmak bana oldukça ironik gelse de bir yerden başlanması gerektiğini her zaman söylerim.

Arnavutluk ve dönüşen (!) ekonomisi ile ilgili bulabileceğimiz birçok kantitatif değer var internette. Benim gözlemlerim ise daha çok sosyal yapısıyla ilgili oldu (yani sosyoloji doktorasına hazırım demek ki) İnanılmaz yoğunluktaki araç kiralama şirketleri, İstanbul’dan bile daha güvensiz bir trafik ve inanılmaz kötü bir altyapı, yollarda yoğun elektrikli scooterlar, elektrikli bisikletler (ki bence bu düzensizlikten bıkan vatandaşların kendi çapındaki çözümleri bunlar) ve dikkatsiz sürücüler. Şehrin dokusuyla, bir doku var mı emin değilim, şehir merkezinin tam ortasındaki alakasız gökdelenler, camiler, katedraller, bir mahalle İtalyan esintili, bir mahalle Sovyet, yan mahalle ise Romen. İstanbul’un otuz sene önceki kötü bir versiyonu gibi. Arnavutluk’ta en büyük olmamasına rağmen İtalyan Intesa San Paulo Bank’in neden şehirde bu kadar çok şubesi olduğunu da sordum. Cevap ise çok ilginçti. Komünizm döneminde televizyon kanalı dışarıdan sadece İtalyan kanallarını çekiyormuş. Dolayısıyla birçok Arnavut İngilizce bilmemesine rağmen İtalyanca biliyordu ve genel olarak İtalyanca konuşarak anlaştım. Şehirde İtalyanca tabelalara sahip birçok dişçi de var ki, İtalyanlar sanırım Hırvatistan’dan sonra Arnavutluk’u keşfetmişler ucuz diş sağlığı hizmetleri için.

Konferansta finansal piyasalarındaki dijital dönüşümü konuşmakla birlikte genel olarak ‘yırtmak’ için en kısa yolu arayan bir ülke izlenimi bıraktı bende ve alınacak çok uzun bir yol olmadığını da görmüş oldum aslında. Çünkü insanlar kafa olarak çoktan hazırlar bence. Talep var ancak arz henüz yaratılmamış. 50 yıl boyunca komünist bir yönetimin yer aldığı ve 1990’lı yıllarda bu yönetim şeklini terk eden bir ülke olarak nakit kullanımı had safhada. Başkent Tiran’da bile kart ile ödeme yapılacak yerleri bulmak inanılmaz zor. Konferansta yer alan ödeme sistemleri yöneticileriyle kısa ancak oldukça verimli konuşmalarımızda da bırakın kredi kartını, banka kartının bile sadece ATM’lerden para çekmek için kullanıldığının ve finansal sistemde herhangi bir ürün veya hizmet ile yer almayan popülasyonun %30’lara yakın olduğunun altını çizdiler. Mikro sigortacılık ve finansman için en büyük bir potansiyel! Bununla birlikte Avrupa Birliği üyeliği için uyumlanma sürecini başlatmış olan ülke yönetimi, yakın zamanda hem bankacılık hem de ödeme sistemleri ile ilgili Avrupa Birliği düzenlemelerini hayata geçirmeyi planlamakta. PSD2 benzeri bir kanunun çıkışının çok yakın olduğunu da sözlerine eklediler.

Ne o kadar zor, Ne o kadar kolay

Konferansta ağırlıklı olarak dijital finans konuştuk ancak benim konuşmamda altını çizdiğim konular tanımlamalardan ziyade işin felsefesiyle ilgiliydi. Dijital finansa evrildiklerinde kendilerini nasıl bir hizmet veya ürün beklediğini sorduklarında cevabım 2019 yılında yazdığım bir yazıdan geldi: ‘Me-Free-Easy’; yani özelleştirilebilir, kesinlikle bedava ulaşabilecekleri ve anlamak için kimseye ihtiyaç duymayacakları ürünlerle şekillenen bir müşteri deneyimi. Ancak en önemlisi buna kesinlikle hazır olduklarını da sözlerime ekledim. Düzenleyici kurum tarafına ait soru işaretlerinde de haklıydılar. Çünkü komünist dönemin endişeleri ve ‘acaba geri döner mi?’ korkusu halen devam etmekte. Almanya ve İtalya’daki deneyimlerimi anlatmakla birlikte daha çok ve gururla Türkiye’de regülatif yapının nasıl yönetildiğinden bahsettim. Yakın zamanda Ömer Aras’ın ‘Deneyimler’ kitabında da okuduğum ve benim de uzun zamandır benimsediğim bir ilke: Rakiplere göre strateji geliştirilmez, sadece performans değerlendirme gerçekleştirilir. Sektör, düzenleyici kurum veya kritik başka bir sektör bileşeni için stratejinin kesinlikle farklı dinamiklere sahip bir yapıyla kıyaslama yoluyla belirlenmemesi gerektiğini düşünürüm. Metrikler olabilir ancak kesinlikle yeniden yorumlanmalıdır. Konuşmamda bunun altını birkaç kez çizdim. İki günde özümseyebildiğim kadarıyla Arnavutluk finansal piyasalarında bir dijital dönüşümün nasıl olması gerektiğini kafamdaki bu ilke ile şekillendirerek anlattım. Hızla ilerleyeceklerinden hiç şüphem yok! Ancak o platoya ulaştıktan sonra nasıl devam ederler, işte bundan emin değilim.

#ZeynepStefan, #TFH2022, #AlbanianEconomy, #PaymentSystems, #FinancialDeepening, #MicroInsurace, #FinancialInclusion

 1,374 total views

Ödeme Sistemleri Ne Kadar ‘Key’?

Önceki yazılarımdan birinde linklemeyi çok sevdiğimden bahsetmiştim. Henüz 2020 yılında tanıştığım ödeme sistemleri de benim için yeni olmakla birlikte sigorta ve reasürans sektörlerindeki bilgi birikimimi besleyen ve yeni perspektifler açabilen önemli bir hazine. Eğer finansal derinleşmenin yolu sigorta sektöründeki somut ve belirgin gelişmeden geçiyorsa bu gelişmenin bir ucu mutlaka ödeme sistemlerindeki artan dinamizm ve teminatlandırma sürecine etkisinden gelecek.

Yollar yine Finansal Derinleşmeye Çıkarken…

Ekonomistlerin yükselen yıldızı davranışsal iktisatta uzun süredir konuşulan bir korelasyon vardır: Parayla olan fiziksel iletişimin sanallaştırılma derecesi ile harcama potansiyeli arasındaki pozitif birliktelik. Bu ilişki birçok sektörün işine yararken sigorta sektörüne ve; sadece iktisatçıların değil herkesin dert etmesi gereken; finansal derinleşme yolculuğumuza da yaramakta.

Şöyle ki; sektörü yeterli potansiyele ulaştırmak için kabaca iki yolumuz var: Mevcut sigortalı ağına riskleri ölçüsünde yeni ürünler satabiliriz veya sigortalı ağına yeni müşteriler katabiliriz. İkinci seçenek içerisinde ürün geliştirme ve pazarlama ağının geliştirilmesi gibi sigortacılık değer zincirinden farklı adımları içeren çalışmalar yer alsa da birinci adım aslında ödeme sistemleri ile beklenen potansiyele ulaştırılabilecek düzeyde.   

Bunu sağlamak için sigorta ve reasürans sektörlerine yerleştirilmesi gereken, daha çok geliştirilmesi gereken yeni bir kavram var: ‘Revenue per Transaction’ yani işlem başına elde edilen gelir. Mevcut durumda sigorta sektöründe bu, müşteri başına ne yazık ki yılda birkaç kez gerçekleşmekte, bu sürecin bir kart harcaması gibi günde binlerce işlem kalemi haline getirilebildiğini düşünün.   

Ödeme Sistemleri ve Cevizler!

Bunun önemini anlatabilmek için şu gösteriyi bir yönetim kurulu toplantısında yapacağım. Bir kova dolusu cevizi yönetim kurulu masasının üzerine dökeceğim. Cevizleri ikiye ayıracağım; birinci gruptakilere birkaç kez vuracağım, sonra biraz ara vererek yine birkaç kez vuracağım. Diğer gruba ise daha az şiddetle olmak üzere ilk gruptan daha yüksek frekansta vuracağım. Sizce hangi ceviz tam istediğim gibi kırılır?

Cevizlerin içerisinde biz iktisatçıların ulaşmak istedikleri gerçek müşteri değeri yer alıyor. Bu değer bütünüyle cevizin kabuklarından ayırılmalı, olabildiğince farklı şekillerde değerlendirilerek en yüksek değer yaratılmalı ve ülke ekonomisindeki yerini alması sağlanmalı. Bu kabuğu kırmak için biz sigortacılar şimdilik yılda birkaç kez vuruyoruz (birinci grup), ödeme sistemlerindeki işlem frekansının bir versiyonunu sigorta ve reasürans şirketlerine uyguladığımızda ise ikinci gruptaki etkiyi yaratıyor olacağız. Tıpkı Allianz CEO’su Oliver Bäte’nin altı yıl önce CeBIT’de gerçekleştirdiği toplantıda söylediği gibi ‘Me,Free,Easy’! (2018 yılında bu konuşma ilgili yazdığım yazıya https://zeynepstefan.com/me-free-easy/ den ulaşabilirsiniz. Bence halen güncelliğini koruyan bir yazı) İşlem frekansının arttığı, teminatlandırma sürecinin farklı özelliklere göre şekillendirildiği ve muhtemelen kısaltıldığı, risklerin ayrıldığı ve teminat isteyen kişinin risk iştahına göre modüler hale getirilebildiği bir sigortacılık deneyimi hayal edin. Şu anda ödeme sistemlerinin bankacılık sektörüne yaptığı gibi bu dönüşümü sigorta sektöründe gerçekleştirmenin yolu öncelikle paraya çıkan yollardan geçmekte. En yaratıcı olan kazansın!

#PaymentSystems, #ZeynepStefan, #AIZA, #FinancialDeepening, #InsuranceValueChain, #MeFreeEasy.

 1,246 total views

Mein D.O.R.A.

EIOPA güzellememe kaldığım yerden devam ediyorum. Bir önceki yazımda EIOPA’nın analiz ve gelecek dönem beklentilerini paylaştığı rapordan altının çizilmesi gerektiğini düşündüğüm satır başlarını sizinle paylaşmıştım. Belki de Türkiye sigorta ve reasürans piyasasını en çok ilgilendirecek konuyu ise sona saklamıştım: D.O.R.A.

Şu an değil; Geçmiş veya Gelecek

Risk yöneticisi olarak şu ana değil ya geçmişe ya da geleceğe odaklanırım. Geçmiş bana çalıştığım kurum için net bir çerçeve çizmemde yardım eder, gelecek ise yönetim kurulunun önüne gerçeğe en yakın resmi koymamda ve bu resme göre karar almalarını sağlamamda benimle birliktedir. Şu an yoktur. Çünkü ‘şu an’ risk yönetiminde de yoktur. Karar için ya çok geçtir ya çok erkendir. Dolayısıyla iyi bir risk yöneticisi şu ana en yakın noktada karar alabilecek ferasete sahiptir. İşte D.O.R.A.’da tam bir gelecek şekillendiricisi. Dijitalizasyonla birlikte belki de en çok form değiştiren fonksiyonlardan biri olan risk yönetiminin önündeki yeni gelecek başlığı.

D.O.R.A., yani Digital Operational Resilience Act; tam Türkçe’ye çevirebilir miyim bilmiyorum aslında, dijital ve operasyonel rezilyans diyebiliriz; yukarıda bahsettiğim değişen risk yönetimi dinamiklerinin bir yansıması. Öncü rolünü her zaman takdir ettiğim EIOPA’nın ise herkesin iklim değişikliği ve enflasyonla birlikte artan doğal afet maliyetlerinden yakındığı bir ortamda dikkatleri tekrar dijitalizasyonun dönüştürücü etkilerine çekmesi ise tesadüf değil, ECB’nin (European Central Bank – Avrupa Merkez Bankası) bankalara yönelik operasyonel sağlamlık yönergesinden sonra EIOPA’dan da benzer bir hamle bekliyordum.

Dijital ve Operasyonel Rezilyans

 Öncelikle Ocak 2022’de Avrupa Birliği dijital finans stratejisine giren D.O.R.A., I.C.T. olarak sınıflandırılan bilgi ve iletişim teknolojisi alanındaki risk yönetim faaliyetlerinin iyileştirilmesini hedeflemekte. D.O.R.A. aslında hızla gelişen dijital çağda Avrupa Birliği ülkelerinin rekabet avantajını sağlamlaştırmak ve bölgesel avantajını koruyarak güçlendirmek için gönderilen bir öncü kuvvet. Özellikle artan siber saldırılardan ve kontrol edilemeyen maliyetlerden dolayı dört ana başlık altında gelişim hedefleyen D.O.R.A.; siber/ICT risk yönetimi, saldırı raporlama metodolojisi, rezilyans testleri ve dış hizmet alım faaliyetlerine yönelik önemli yükümlülükler getirileceğinin habercisi. Avrupa’da işler böyle yürür, düzenleyici kurum öncelikle kuyuya atılan taş gibi bir taslak ortaya çıkarır, bu taslak genellikle bir yıla yakın bir periyot içerisinde tartışılır, şekillendirilir ve sonrasında yürürlüğe sokulur. Bu optimum bir yöntem mi? Bence değil, rekabet avantajını kaybetmeye devam eden Kıta Avrupası sigortacılığı da bunun göstergesi. Biraz daha zamanın ruhuna uygun işlemeli diye düşünüyorum, çünkü artık analiz yöntemleri hem karar süreçlerini kısaltıyor hem de bütün Avrupa Birliği düzenleyici kurumları artık saliseler uzaklıkta. Dolayısıyla EIOPA’nın karar süreçlerinde ciddi bir revizyona gitme gerekliliği her geçen gün artmakta.

D.O.R.A.’ya dönersek Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi tarafından uzun zamandır değerlendirilen siber risk ve roketten daha hızlı yükselen etkisi D.O.R.A.’nın uygulama sürecini hızlandıran bir diğer etken olarak öne çıkacaktır. 2022’nin ikinci yarısında uygulama sürecinin başladığı D.O.R.A. için 2024’ün ikinci yarısında tamamlanacak bir süreç öngörülmekte ki ben ilk defa EIOPA’nın açıklanan süreyi kısaltacağını düşünüyorum.

Bütün Yollar Operasyonel Riske Çıkarken

Geçenlerde ünlü bir reasürans şirketinin, hatta benim gözümde en ünlüsünün, operasyonel risk yöneticisiyle yaptığımız konuşmamda belirttiğim gibi artık bütün riskler nihayetinde operasyonel risk başlığı altında toplanacak. Klasik literatürde altı ana başlık altında değerlendirdiğimiz operasyonel risk yönetimini artık alt başlıklar veya yeni ortaya çıkacak risk türleri ile birlikte belki de onlarca kategoride inceliyor olacağız.  

D.O.R.A. analizim henüz bitmedi. Türkiye için izdüşümlerim de izleyen yazımın konusu olacak. Bununla birlikte EIOPA’ya üye olamasak da Avrupa Birliği tarafından oluşturulan kurumları taklit edebiliriz. Örneğin Avrupa Birliği genelinde sistemik riski yöneten European Systemic Risk Board (ESRB) Türkiye’de öncelikle hayata geçirilmesi gereken fonksiyonlardan biri bence. Nasıl kurulabileceğine de bir sonraki yazımda değiniyor olacağım.

#ZeynepStefan, #DORA, #EIOPA, #ESRB, #ICT, #CyberRiskManagement, #ECB, #OpRisk, #AIZA

 1,136 total views,  2 views today

Programlanabilir Paradan Programlanabilir Sigortacılığa

Para Politikalarında Yeni Bir Araç

Merkez bankalarının dijital para çalışmaları (Central Bank Digital Currency / CBDC) hızla devam ederken iktisatçılar ikiye bölünmüş durumda. Bir taraf zaten kırılgan olan dünya ekonomisinin dijital varlıkların yaratacağı farklı risk türleri ve artan kaldıraç etkileriyle daha da kırılgan hale getirilmemesi gerektiğini söylerken, diğer taraf mevcut sıkıntıların özellikle programlanabilir paralarla kolayca aşılabileceğini düşünmekte. Ben bu tür devrimci adımların konjonktürden bağımsız zaman kaybedilmeden atılması taraftarıyım. Dünya ekonomisi hiçbir zaman inovatif bir hareket için yeterince uygun olmayacak ve her dönemde beklenenden fazla risk bizi beklemekte, risk yönetiminin bir nevi Murphy Kanunları. Yani o tabak eninde sonunda kırılır!

Her konuya öncelikle yüksek şüpheyle yaklaşan biri olarak CBDC kavramını 2016 yılında Almanya’dayken ilk duyduğum anda nasıl uygulanabileceğinden önce aslında nasıl reformist sonuçları olabileceğini düşünmüştüm. Özellikle merkez bankalarının piyasaya müdahale etmek zorunda kaldıkları kritik dönemlerde paranın etki hızını inanılmaz arttırabilecek bu oldukça yeni kavram, istenilen etkiyi yaratmamış para politikaları için de önemli bir can simidi olabilecek kadar güçlü bir aktör. Bu makro bakış açımızı mikroya çevirelim; programlanabilir paradan programlanabilir ödemelere, programlanabilir ödemelerden programlanabilir sigorta teminatlarına doğru. Konuyu mutlaka sigortacılığa ve sonunda da finansal kapsayıcılığa getirmeliyim, alametifarikam bu sonuçta.

Programlanabilir Teminatlar

Ödeme hizmetlerinin hızla popülaritesini arttırdığı son dönemde paranın takibindeki etkinlik, piyasadaki izdüşümüyle ödeme işleminin tetiklenmesi, lisans alan çok sayıdaki kuruluş için gerçekten fark yaratılabilecek bir alan. Kurumların bu adıma yönelik inovatif çözümleri onları gerçek anlamda operasyonel karlılığa taşıyacak ve bu kalabalıkta yitip gitmelerini engelleyecektir. Ancak yazması bile zor olan bu faaliyeti yapması da çok zor. Finansal varlıklara, ki bu alanda sadece para değil yatırıma konu edilebilecek her emtia yer alabilecektir, erişim beraberinde finansal yatırım ürünlerine kolay ulaşımı getirecek ve finansal derinleşme ile finansal kapsayıcılığı arttıracaktır. Peki Türkiye’de para politikalarından sorumlu birincil kurum olan Merkez Bankası, CBDC ile sigorta sektörüne katkıda bulunabilir mi? Cevap evet ise nasıl?

Sigorta sektöründe bir türlü arttıramadığımız penetrasyonun öncelikli sebeplerinden biri düşük ve adil dağılmayan kişi başına düşen gelir. Rasyonel davranışlar sergilemediği Nobel İktisat Ödülü ile tescillenen insanoğlu içinse, ne kadar hayati olursa olsun, risklere karşı sağlanacak korumaya ödenecek her kuruş oldukça gereksiz bulunmakta.  Dolayısıyla piyasadaki teminat açığını azaltmak için düzenleyici kurumlar tarafından kişilere sağlanacak her kuruşun amacı dışında kullanılma olasılığı ne yazık ki çok yüksek. Ancak bu teminatlandırma sürecinin Merkez Bankası tarafından programlanan paralar ile yapıldığını ve programlanabilir paranın programlanabilir teminata dönüştüğünü düşünelim. Geleneksel para arzının olduğu bir piyasada merkez bankasının fiziki olarak para basıp, teminat sağlamaları için gerçek kişiler adına sigorta şirketlerine vermesi kulağa absürt bir senaryo olarak gelebilir. Dijital olarak yol haritası belirlenmiş bir dijital paranın Merkez Bankası tarafından oluşturulduktan sonra gerçek kişinin yine Merkez Bankası nezdindeki dijital cüzdanına, gerçek kişinin sigorta şirketindeki dijital cüzdanına aktarılmak üzere yatırıldığını düşünün. Esas görevi sadece fiyat istikrarını sağlamak olan merkez bankasının etkinlik alanının ne kadar genişlediğini görüyoruz. ‘Bunu ister mi?’ başka bir stratejik karar. Geleneksel tarafta merkez bankasının piyasaya müdahalesi olarak değerlendirilebilecek bir durum, paraya fiziksel temasın ortadan kalkmasıyla etkinlik yarışına dönmekte. Peki tek etkisi penetrasyonu arttırmak mı? Yüksek operasyonel maliyetlerinden dolayı geliştirilmeyen birçok yatırım ürünü, ILS’ler (Insurance Linked Securities / Sigorta Temelli Yatırım Ürünü) gibi, programlanabilir para ile ‘daha olası’ hale gelecektir. Bu etkinlik İslami Finans’a dayalı yatırım ürünlerinde de kendini gösterecektir. Bununla birlikte, İslami finansın inovatif yönünü ileride benden daha çok duyacaksınız. Bu dönem Marmara Üniversitesi İslam İktisadı Enstitüsü’nde İngilizce/Tezli Yüksek Lisans Programı’na başlıyorum. Amacım sigortacılığın, finansal kapsayıcılığın, finansal derinleşmenin ve sürdürülebilir finansın büyük potansiyelinin Türkiye’de yeşermesine ufak da olsa bir katkı sağlayabilmek.     

#ZeynepTuran, #CBDC, #ProgrammableMoney, #ILS, #MonetaryPolicy, #FinancialInclusion, #IslamicFinance, #Innovation.

https://www.paraanaliz.com/2022/genel/dr-zeynep-stefan-programlanabilir-paradan-programlanabilir-sigortaciliga-g-38078/

 1,180 total views