Sürdürülebilir Finans ve Diğerleri

Haziran ayında paylaşılmasına rağmen okumakta geciktiğim EIOPA Stability Report, bana Avrupa Birliği bünyesine alınmasak bile keşke EIOPA’da temsil edilme fırsatına sahip olsak diye düşündürttü yine. Bu uzun ve harika detaylar içeren rapor, Swiss Re ve Accenture Fjord incelemelerinden sonra okumaktan en keyif aldığım analiz.

Yazının en sonunda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, birçok kişiye sıkıcı ve zaman kaybı olarak gelen stres testleri ve sonuçları bence Avrupa genelinde en iyi EIOPA tarafından senaryolaştırılmakta. Dolayısıyla bu uzun çalışmalar mutlaka dikkate alınmalı ve elde edilen sonuçlar stratejik planlamalarda kullanılmalı.

Sigorta sektöründeki Türkiye-Avrupa Birliği ekseninde yaşanan sıkışmayı ‘Müthiş Zamanla’ adlı yazımda kaleme almıştım. Biriken risklerin aslında birbirini nasıl tetikleyerek göründüğünden daha büyük olabileceğine yönelik teorimin EIOPA tarafından da dile getirilmiş olduğunu görmek ise beni ayrıca mutlu etti. Şöyle ki, henüz tam olarak tamamladığımızı düşünmediğim Post-COVID ortamının faaliyetlerimizde yarattığı değişimi idrak edemediğimizi düşünüyorum. ‘Sigorta Değer Zinciri’ndeki en gri alan olan siber riskin ulaştığı boyut, iklim değişikliğinde geciken ‘bir araya gelme zorunluluğu’nun etkileri, dünya genelinde bozulan fiyat istikrarı ile iyice kontrolden çıkan teminat açığı sigorta ve reasürans dünyasını tipik bir ’ne bildiğimi bilmiyorum’ alanında bırakmakta ki bu alan risk yönetiminde olgunluğun en az olduğu ve hiçbir kurumun olmak istemeyeceği bir seviyedir. Bu resimde beni bir risk yöneticisi olarak en çok endişelendiren unsur ise teminat açığı. İktisadi yapıdaki oynaklıkların en çok teminat açığını etkilediğinin bir diğer göstergesi ise Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle bölgedeki sigorta ve reasürans faaliyetlerindeki aksamanın genel resimde neredeyse hiç etkide bulunmaması. Eğer savaş ilan edilen bir bölge dünya çapında sigorta ve reasürans şirketlerinin risk beklentilerini etkilemiyorsa bu durum penetrasyonun ne kadar düşük olduğunu ve bölgede normale dönüşün beklenenden daha uzun süreceğinin göstergesidir. İşte sigorta ve reasürans şirketlerinin makro resimdeki etkisi bu kadar derin. Sigorta ve reasürans faaliyetlerinin olmaması demek direk sistemik riskin tavana çıkması demek. Tabi burada artan enerji fiyatları ve Avrupa Birliği ülkelerinin verdiği reaksiyonları da unutmamalıyız. EIOPA’nın sürdürülebilirlik başlığına aldığı ilk aksiyon aslında ülkelerin enerji talebi stratejileriyle de paralel. İşte yine bir EIOPA alameti farikası, bu kurumu bu yüzden çok seviyorum sanırım.

EIOPA, 112 sayfalık raporunun her sayfasında özellikle sürdürülebilir finans ve sürdürülebilir sektör vurgusu yapmakta. Zaten Solvency II ile kısa dönem sıçramalardan ziyade zamana yayılan performansa önemli bir vurgu yapan EIOPA, yeni sermaye düzenlemelerinin de şirketlerin büyüme hızını kontrol edebilmek adına kullanılabileceğinin bir kez daha altını çizmekte, vah bizim iş geliştirme bütçelerimize! Ancak burada ciddi bir çelişki de ortaya çıkmakta. EIOPA, Avrupa Birliği ülkeleri resmi düzenleyici kurumlarının üye olduğu ve yaptırımlarını Avrupa Komisyonu eliyle uygulamaya koyan bir kurum, yani söyledikleri sadece tavsiye niteliğinde. Bu kadar dönüştürücü işler için ciddi bir bürokrasi desteğine ihtiyaç duymakta ki Komisyon EIOPA’nın dönüştürücü faaliyetlerine ne kadar kol kanat gerebilir bilemiyorum. İktisadi yapı gerildikçe EIOPA’dan da destek koşullu çekilme sürecine girebilir ve bu kadar çaba da havada kalabilir. Burada özellikle 2020 yılında Komisyon’da görüşülen ve finansal sektörün genel olarak dijital stratejisini belirlemeyi amaçlayan D.O.R.A.’ya (Digital Operational Resilience Act) dikkatinizi çekmek isterim. Sektördeki operasyonel sağlamlığın dijital alanda da sağlanması ve sürdürülmesini amaçlayan D.O.R.A. porselen dükkanındaki yeni fil olarak bizi beklemekte. Bu rapor hakkında yazmaya devam edeceğim, bence gelecek beş yılın yeni konu başlıklarının hepsi bu rapordan çıkacak.  

#PostCOVID, #EIOPA, #InsuranceValueChain, #CyberRisk, #ProtectionGap, #ClimateChange, #DORA, #ZeynepTuran

https://www.paraanaliz.com/2022/yazarlar/zeynep-stefan/dr-zeynep-stefan-surdurulebilir-finans-ve-digerleri-g-38609/

 286 total views,  6 views today

Programlanabilir Paradan Programlanabilir Sigortacılığa

Para Politikalarında Yeni Bir Araç

Merkez bankalarının dijital para çalışmaları (Central Bank Digital Currency / CBDC) hızla devam ederken iktisatçılar ikiye bölünmüş durumda. Bir taraf zaten kırılgan olan dünya ekonomisinin dijital varlıkların yaratacağı farklı risk türleri ve artan kaldıraç etkileriyle daha da kırılgan hale getirilmemesi gerektiğini söylerken, diğer taraf mevcut sıkıntıların özellikle programlanabilir paralarla kolayca aşılabileceğini düşünmekte. Ben bu tür devrimci adımların konjonktürden bağımsız zaman kaybedilmeden atılması taraftarıyım. Dünya ekonomisi hiçbir zaman inovatif bir hareket için yeterince uygun olmayacak ve her dönemde beklenenden fazla risk bizi beklemekte, risk yönetiminin bir nevi Murphy Kanunları. Yani o tabak eninde sonunda kırılır!

Her konuya öncelikle yüksek şüpheyle yaklaşan biri olarak CBDC kavramını 2016 yılında Almanya’dayken ilk duyduğum anda nasıl uygulanabileceğinden önce aslında nasıl reformist sonuçları olabileceğini düşünmüştüm. Özellikle merkez bankalarının piyasaya müdahale etmek zorunda kaldıkları kritik dönemlerde paranın etki hızını inanılmaz arttırabilecek bu oldukça yeni kavram, istenilen etkiyi yaratmamış para politikaları için de önemli bir can simidi olabilecek kadar güçlü bir aktör. Bu makro bakış açımızı mikroya çevirelim; programlanabilir paradan programlanabilir ödemelere, programlanabilir ödemelerden programlanabilir sigorta teminatlarına doğru. Konuyu mutlaka sigortacılığa ve sonunda da finansal kapsayıcılığa getirmeliyim, alametifarikam bu sonuçta.

Programlanabilir Teminatlar

Ödeme hizmetlerinin hızla popülaritesini arttırdığı son dönemde paranın takibindeki etkinlik, piyasadaki izdüşümüyle ödeme işleminin tetiklenmesi, lisans alan çok sayıdaki kuruluş için gerçekten fark yaratılabilecek bir alan. Kurumların bu adıma yönelik inovatif çözümleri onları gerçek anlamda operasyonel karlılığa taşıyacak ve bu kalabalıkta yitip gitmelerini engelleyecektir. Ancak yazması bile zor olan bu faaliyeti yapması da çok zor. Finansal varlıklara, ki bu alanda sadece para değil yatırıma konu edilebilecek her emtia yer alabilecektir, erişim beraberinde finansal yatırım ürünlerine kolay ulaşımı getirecek ve finansal derinleşme ile finansal kapsayıcılığı arttıracaktır. Peki Türkiye’de para politikalarından sorumlu birincil kurum olan Merkez Bankası, CBDC ile sigorta sektörüne katkıda bulunabilir mi? Cevap evet ise nasıl?

Sigorta sektöründe bir türlü arttıramadığımız penetrasyonun öncelikli sebeplerinden biri düşük ve adil dağılmayan kişi başına düşen gelir. Rasyonel davranışlar sergilemediği Nobel İktisat Ödülü ile tescillenen insanoğlu içinse, ne kadar hayati olursa olsun, risklere karşı sağlanacak korumaya ödenecek her kuruş oldukça gereksiz bulunmakta.  Dolayısıyla piyasadaki teminat açığını azaltmak için düzenleyici kurumlar tarafından kişilere sağlanacak her kuruşun amacı dışında kullanılma olasılığı ne yazık ki çok yüksek. Ancak bu teminatlandırma sürecinin Merkez Bankası tarafından programlanan paralar ile yapıldığını ve programlanabilir paranın programlanabilir teminata dönüştüğünü düşünelim. Geleneksel para arzının olduğu bir piyasada merkez bankasının fiziki olarak para basıp, teminat sağlamaları için gerçek kişiler adına sigorta şirketlerine vermesi kulağa absürt bir senaryo olarak gelebilir. Dijital olarak yol haritası belirlenmiş bir dijital paranın Merkez Bankası tarafından oluşturulduktan sonra gerçek kişinin yine Merkez Bankası nezdindeki dijital cüzdanına, gerçek kişinin sigorta şirketindeki dijital cüzdanına aktarılmak üzere yatırıldığını düşünün. Esas görevi sadece fiyat istikrarını sağlamak olan merkez bankasının etkinlik alanının ne kadar genişlediğini görüyoruz. ‘Bunu ister mi?’ başka bir stratejik karar. Geleneksel tarafta merkez bankasının piyasaya müdahalesi olarak değerlendirilebilecek bir durum, paraya fiziksel temasın ortadan kalkmasıyla etkinlik yarışına dönmekte. Peki tek etkisi penetrasyonu arttırmak mı? Yüksek operasyonel maliyetlerinden dolayı geliştirilmeyen birçok yatırım ürünü, ILS’ler (Insurance Linked Securities / Sigorta Temelli Yatırım Ürünü) gibi, programlanabilir para ile ‘daha olası’ hale gelecektir. Bu etkinlik İslami Finans’a dayalı yatırım ürünlerinde de kendini gösterecektir. Bununla birlikte, İslami finansın inovatif yönünü ileride benden daha çok duyacaksınız. Bu dönem Marmara Üniversitesi İslam İktisadı Enstitüsü’nde İngilizce/Tezli Yüksek Lisans Programı’na başlıyorum. Amacım sigortacılığın, finansal kapsayıcılığın, finansal derinleşmenin ve sürdürülebilir finansın büyük potansiyelinin Türkiye’de yeşermesine ufak da olsa bir katkı sağlayabilmek.     

#ZeynepTuran, #CBDC, #ProgrammableMoney, #ILS, #MonetaryPolicy, #FinancialInclusion, #IslamicFinance, #Innovation.

https://www.paraanaliz.com/2022/genel/dr-zeynep-stefan-programlanabilir-paradan-programlanabilir-sigortaciliga-g-38078/

 310 total views,  4 views today

,

Sigortacılıktaki ‘Dodo Kuşu’ İlkesi

‘Dodo Kuşu İlkesi’ ‘Alice Harikalar Diyarında’ adlı kitapta geçen ‘herkes galip ve herkes ödül almalı’ ilkesini tanımlayan bir kavram. Karışık bir iktisat kitabı okurken karşılaştığım bu tanım, birçok yeni kavramda olduğu gibi bana sigortacılığı hatırlattı, özellikle zorunlu sigortalardaki penetrasyon oranımızı. 17 Ağustos’ta, 1999 yılında Türkiye’de önemli bir iz bırakan Marmara Depremi’nin 23. Yılını andık. Bu trajedi gerçekleştiğinde, Marmara Bölgesi’nden binlerce kilometrelerce uzakta, Erzurum’daydım. O gece ne tesadüf ki annem ve ben uyuyamamıştık ve gece 3 civarında pencereden bakıyorduk. Yıldızlar ne kadar parlak, gece ne kadar enteresan gelmişti ikimize de. Televizyonu açmadık ve bir saat kadar sonra tekrar uyuduk. Felaketten ise ancak sabah haberimiz oldu. Hiçbir şekilde fiziki veya psikolojik olarak etkilenmesem de her sene DASK poliçemi yenilerken o an aklıma gelir ve ürperirim. Depremi yaşayanların hislerini düşünemiyorum bile. Bütün bu yıkıcılığına ve bize hem acı hem de öğretici bir ders olmasına rağmen zorunlu deprem sigortasındaki %53’lük penetrasyonun bir iktisatçı ve risk yöneticisi olarak; yoğun bir fay hattı bölgesinde yaşayıp poliçe yaptırmamak gibi inanılmaz irrasyonel bu davranış biçiminin farklı motivasyonlar ile, örneğin tevekkül veya kadere iman gibi İslami motivasyonlar ile; açıklanamayacağını düşünüyorum.

Gerçekleştirdikleri araştırmalar ile 2002 yılında, kendisi psikolog olmasına rağmen iktisat alanında Nobel’i kucaklayan Daniel Kahneman’ın da tespit ettiği gibi biz insanlar hiç de rasyonel varlıklar değiliz. Öncelikle riski hafife alma ve getiri beklentilerimizi kabartma özelliğimiz var. Uzun vadeli potansiyelimizi göz ardı ederken kısa vadeli potansiyelimizi de genellikle abartıyoruz. Bu perspektifi aklımda tutarken penetrasyonun düşüklüğünden yakınırken en kolay ‘penetre’ edebileceğimiz tarafın kendimiz, yani biz sigortacılar olduğunu da düşünüyorum. Bu ülkede yetişmiş ve 10 yıla yakın Avrupa’da yaşamış ve çalışmış biri olarak düzenleyici kurumumuzun proaktif ve çok yerinde yaklaşımımın özellikle deprem gibi doğal afetler sonrasında yönetim erkleri tarafından işlevsiz hale getirildiğini söyleyebilirim. Bu insani ancak sigorta sektörü açısından penetrasyon düşmanı olan yaklaşım hem doğal afetlere karşı bireysel önlem almayı (güçlendirilmiş binalarda oturmak, yapı denetimini desteklemek vb.) engellemekte ve herhangi bir teminat şemsiyesi altına girilmesini önemsizleştirmekte. Her deprem veya sel sonrasında bölgede yeni konutlar yapılması ve evlerini kaybeden kişilerin zararlarının tazmin edilmesi sadece devlet eliyle yapılmaya çalışılırsa 1999 yılından beri geçen bunca senede sigortacılar olarak hiç yol alamamışız demektir. Özellikle doğal afetlerden sonra tazmin gibi önemli bir faaliyetin sadece yönetim erkine bırakılması hem etkinliği baltalayacak hem de birçok suiistimal vari yaklaşımın ortaya çıkmasına yol açacaktır. Tıpkı madenlerimizde yaşadığımız trajedilerde olduğu gibi kontrol sorumluluğunun tazmin yükümlülüğü ile birleştirilmesi ve düzenleyici kurumun aktif gözlemciliği ile (trafik sigortalarında gerçekleştirilen etkin kontrol mekanizması gibi) hem yapı kalitemizi arttırabilir hem sigorta penetrasyon oranımızı OECD ülkeleri seviyesine çıkartabilir, hem de finansal derinleşme yolunda önemli kazanımlar elde edebiliriz. Tam da biz sigortacılara yakışacak bir şekilde bir dönüşümün de mimarı olarak.

#ZeynepTuran, #AIZA, #PenetrationRate, #RegulatoryBody, #ProactiveManner, #Sustainability

https://www.paraanaliz.com/2022/yazarlar/zeynep-stefan/zeynep-stefan-sigortaciliktaki-dodo-kusu-ilkesi-g-37458/

 602 total views