Conduct Risk: From FSA to FCA

İngiliz düzenleyici kurumunda meydana gelen önemli bir değişiklik sigorta sektörü için yol gösterici bir işaret niteliği taşıyor. Finansal sektörün amiral gemisi olan FSA (Financial Services Authority – Finansal Hizmetler Otoritesi) adını FCA (Financial Conduct Authority – Finansal Uyum Otoritesi) olarak değiştirdi. Sadece tek bir kelime değişikliği gibi görünse de, uzmanlar tarafından İngilliz sigorta sektörüne ve sonrasında uluslararası diğer sigortacılara etkisinin büyük olacağı tahmin edilmekte.

Bu değişikliğin ışığında, Londra’da Ethical Corporation tarafından “Sigorta Sektöründe Uyum Riski Paneli – The Compliance and Conduct Risk in Insurance Summit” konulu bir konferans gerçekleştirildi.

Birçok büyük sigortacılık grubunun ve danışmanlık firmasının üst düzey yöneticileri veya uyum riskinden sorumlu yönetim kurulu üyeleri seviyesinde temsil edildiği konferansın ana gündem maddesi sigortacılar için her geçen gün önemini ve maliyetini arttıran uyum riski ve bu riskin nasıl yönetilmesi gerektiğiydi.

İki günlük konferans boyunca gelişmiş ülkelerin uyum riskindeki ana gündem maddesi Solvency II düzenlemeleri iken gelişmekte olan ülkelerin ajandasında ise Solvency II’nin ülkelerine olası etkileri ile birlikte faaliyet gösterdikleri ülkelere özel düzenlemeler yer alıyordu.

Uyum riskini gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler bazında gruplandırmamın aslında iki temel nedeni var; bunlardan bir tanesi uyum riskine bakış açısının iki grup arasında büyük farklılıklar göstermesi diğeri ise konferansın ikinci gününde gelişmekte olan ülkelerin sigorta sektörlerinde uyum riski ve nasıl yönetilmesi gerektiğiyle alakalı araştırma sonuçlarımı paylaştığım bir sunum yapmış olmam.

Solvency II halen hararetle tartışıldığı Avrupa’da faaliyet gösteren sigorta şirketlerini, uyum riski perspektifinden iki grupta toplayabiliriz. Hazırlık sürecini iyi geçirmiş, kendi iç risk modellemelerini (internal model) kurgulayabilmiş ve gerekli insan kaynağı yatırımını yapmış olanlar şu anda diğer sigorta şirketleri, Solvency II sonrası piyasada beklenen birleşme ve satın alma sürecini çıkarlarına en uygun şekilde yönetebilmeyı amaçlamakta. Sermaye yeterliliği ile ilgili elde ettikleri rasyolar Solvency II standartlarının altında olan şirketleri ise ciddi bir uyum riski beklıyor. Yönetim kurullarının gerekli sermaye arttırımını gerçekleştir(e)mediği şirketler, önce mevcut varlıklarını satmak zorunda kalacaklarö sonra ıse birleşme ve satınalma masasına oturmak zorunda kalacaklar. Ancak mevcut ölçeklerini kaybettiklerinden pazarlık şansları da azalmış olacak.

Satış niyetlerinin dillendirildiği kulis haberlerinden yola çıkarak sigorta şirketlerinin hazırlık süreçlerini ne şekilde yürüttüklerini incelediğimizde aslında genel olarak benzer temel bir yanlışın yapıldığını görüyoruz. En başından beri Solvency II’yi sadece risk yönetim faaliyeti olarak gören ve yönetişim ayağına sayısal analizler kadar önem veremeyen şirketler, insan kaynağı planlamalarında ilk sıkıntılarını yaşadılar ve bu durum zamanla projenin diğer ayaklarına da sirayet etti. Kaliteli insan kaynağını projeye çekemeyen şirketler birçok alanda danışmanlık hizmetlerine muhtaç haldeydiler ve bu alanda danışmanların fiyat politikası normal değerlerin çok üstünde olduğundan operasyonel maliyetler hızla arttı.

Bu hataya düşmeyen şirketlerin ortak özelliklerine baktığımızda ise projenin en başından uyum riski çerçevesinde “sofistike bir yaklaşımla” ele alındığını ve sadece Pillar 1 aşamasında etkin olan risk yönetiminden farklı olarak bu anlayışın bütün aşamaları kapsadığını görmekteyiz. Tam da bu noktada İngiliz düzenleyici kurumunun neden uyum riskini referans alarak adını değiştirdiğini daha iyi anlıyoruz. FCA’nın finansal sektördeki düzenleyici rolünün başlangıç noktasına uyum riskini koyması ve faaliyetlerini bu çerçevede şekillendirecek olması diğer gelişmiş ülkelerin düzenleyici kurumlarına da örnek olacak ve benzer yönde harekete geçmelerini sağlayacaktır.

Gelişmekte olan ülkelerin uyum riski ajandaları ise çok başka. Gelişmiş ülkelerde gördüğümüz bütüncül yaklaşım için ne yazık ki henüz çok erken. Sektörde uyum riskinin yönetilmesinde etken değil edilgen roldeler, olası gelişim fırsatlarını bu neden dolayı geriden takip ediyorlar ve yakalayamıyorlar. Düzenleyici kurumları tarafından sektöre iletilen yönetmeliklerin frekansı ise altı çizilen bir numaralı sıkıntı. Bunun dışında bazı yaptırımlar arasında çelişebilen maddeler, yönetmelikler arasında öncelik sıralamasında yaşanan fikir ayrılıkları, şirketler arası farklılaşabilen uygulamalar ve bunlar dolayısıyla azalan yatırımcı güveni ve son olarak özellikle uyum riskinin yönetilmesinde kalifiye ve dünya gündemini de takip edebilen insan kaynaklarının bulunamaması konferansta dile getirilen diğer sıkıntılar.

Gelişmekte olan ülkelerin Solvency II’ye bakış açıları ise halen bekleme ve Avrupa’da neler olacağını görme üzerine. Bu durum aynı zamanda, Avrupa piyasasında meydana gelebilecek köklü bir değişikliğin yaratacağı fırsatları kaçırmaları anlamına da gelecektir. Hiç beklenmedik bir şekilde, tespit edilen sermaye yeterliliği rasyolarının altında kalan bir grup sermaye arayışına girebilir ve önceki dönemlerede çok maliyetli olacak bir ortaklık birden imkan dahilinde olabilir. Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin taşların bu şekilde yerlerinden oynamasına ne tepki vereceği ise henüz bilinmiyor. Ancak önümüzdeki günlerin bazı sigorta şirketleri için kaderlerinin değişeceği günler olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

İki günlük konferans süresince gündem maddeleri farklı olsa bile gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin temsilcilerinin endişeli yorumları uyum riskinin önemini bize bir kere daha hatırlatmakta. 2018 yılında risk yönetimiyle birlikte uyum birimi çalışanlarının yakın bir çalışma ile daha sağlam bir “ikinci seviye savunma” (second line of defence) oluşturmaları gerekmekte. Bu alanda mevcut personelin daha yetkin hale getirilmesi ve uluslararası sertifikalar almaya yönlendirilmesi kısa vadeli çözümler olarak karşımıza çıkabilir. Gelişmiş ülkelerle birlikte gelişmekte olan ülkelerle de düzenleyici kurumların finansal yaptırımlarının 2018 yılında ciddi bir şekilde artmasını beklemeliyiz. Zorlu iş süreçlerinin sonrasında değer yaratabilen sigorta şirketleri için bu değerlerini paza cezalarını ödemek için kullanmaları, isteyecekleri son şey olsa gerek. Kendini besleyen bu kısır döngünün kırılabilmesi ise öncelikle insan kaynağı yatırımlarından, sonrasında teknoloji ile desteklenen ve iyi dizayn edilmiş süreçlerden geçmekte.

#RiskManagement, #ConductRisk, #FSA, #FCA, #Insurtech, #SecondLineofDefence, #SolvencyII, #CapitalRequirement, #EmergingMarkets, #ZeynepStefan

345 total views, no views today