Sigorta Sektörünü Dönüştürecek Kahramanlar: Start-Up’lar

2012 yılında kavramsal olarak tartışılan, 2014 yılında şirketlerin süreçlerini kağıtsız olarak devam ettirmesi kararı (paperless) ile devam ettirilen ve son aşamada dijitalizasyon ile resmiyete dökülen sigorta sektörünün günümüz teknolojisini yakalama hamlesi InsurTech, artık sigorta şirketlerinin bir numaralı gündemi. Operasyonel maliyetlerin azaltılması ve düşük faiz ortamında daha kaliteli bir finansal yapıya sahip olunması amacıyla çıkılan yolda, yıkıcı teknolojiler (blockchain, AR, VR, IoT, AI, drone, robot, 3D) sigorta değer zincirinin beş ana maddesinin hepsine (ürün ve servis geliştirme, pazarlama ve satış, poliçe üretimi, hasar ve yan hakların yönetimi, varlık yönetimi) etki eden dönüştürücüler haline geldi. Bu zorlu ve aynı derecede heyecan verici yolun en büyük kahramları ise start-up’lar.

Sigorta sektöründeki start-up denen küçük oluşumlar (çoğuna henüz şirket bile diyemiyoruz) iyi eğitimli ve dijital yaşayan gençler tarafından, sigorta gibi yüzyıllara yayılan geçmişi olan ve sosyo-ekonomik hayatta büyük bir etkiye sahip bir sektörü talep ettikleri hıza ve erişim kolaylığına ulaştırabilmek amacıyla kurulmakta. Bazılarının sektörün nasıl evrilmesi gerektiğine ilişkin bir vizyonu, bazılarının bu vizyonun daha elle tutulur hale gelmiş olan fikirleri var. Bazıları ise bu fikirleri geliştirerek ürünlere dönüştürmüş durumda. Ortak noktaları ise sigortacılığın yeni çağın ve bu çağın tüketicisinin taleplerini karşılayamadığı görmeleri. Sigorta şirketleriyle ilişkileri işte bu aşamada başlamakta. Sigorta şirketlerinin teknoloji ile birlikte gelişen risklere ve hızla değişen müşteri taleplerine en hızlı cevapları, kendi bünyelerinden değil birlikte çalıştıkları start-up’lardan gelmekte. Örneğin Allianz, start-up’larla olan ilişkisini bir fil büyüklüğündeki şirketin gerçekleştirdiği işriblikleri ile dans edebilir hale getirilmesi olarak özetlemişti.  (DIA Munich Nazim Cetin – Gustaf Agarson sunumu). Sunumda dinleyicileri güldürmesine rağmen bunun hiç kolay bir dönüşüm olmadığını hepimiz tahmin edebiliyoruz.

Sigorta sektöründeki bütün oyuncuların (bu gruba sigorta, reasürans şirketler ile birlikte brokerler ve acenteler de dahil edilmeli), büyüklükleri ne olursa olsun InsurTech ekosistemlerinin sunduğu çözümlere en erken ve öncelikli olarak sahip olabilmek için yapmaları gereken öncelikle kurumsal gelecekleri için net bir strateji oluşturmak, önceliklerini ve uzak durmak istediği alanlarını belirlemek ve son olarak InsurTech ekosistemlerini çok çok yakından takip etmek. Doğru yatırımlar ile yaratılacak maksimum fayda ancak bu bileşenler ile sağlanabilmekte.

Sonuç olarak yeni bir atmosferde yaşamak zorunda kaldığımız için sigorta sektörünün bütün oyuncularının kafası ortamdaki toz bulutu nedeniyle biraz karışık. Bazıları uzun tarihsel geçmişlerinin verdiği güvenle bekleyip görelim derlerken, bazıları bu geçmişe aldanmayarak iş hayatına yeni atılmış gençlerle pazarlığa oturmakta ve fikirlerini artık değiştirilemez denen organizasyonlarına dahil etmeye uğraşmakta. InsurTech yatırım grafiğinde ise toplam yatırım miktarı sürekli artarken yapılan yatırım işlemlerinin sayıları sürekli azalmakta. Yani, iyi fikirler erkenden kapılırken birçoğu da InsurTech’in tozlu (?) raflarında yerini almakta. Ülkemizdeki erken yatırım ortamı ise büyük bir avantaj. Avrupalı yatırımcıların yaptıkları doğruları hemen uygulayıp hatalarından kaçınmak için çok elverişli bir dönemdeyiz. Ve sigorta sektöründe gelecek, asla kenarda bekleyenlerin olmayacak. Şimdi bütün kaynaklarla InsurTech ekosistemi içerisinde olma zamanı!

#InsurTech, #Startups, #InsuranceValueChain, #DisruptiveTechnologies, #InsurTechEcosystem, #ZeynepStefan

163 total views, 3 views today

InsurTech Hub Turkey

Even if it does not have a long path in European market, InsurTech has a short and but very passionate story in Turkey. With its chronical long term problems; like insurance awareness, penetration, density, lack of wide-range saving products etc.; the Turkish industry leaders strongly believe the importance of insurance sector in Turkey’s financial systems and current low rates should be definitely increased.  For making this wish real, InsurTech Hub began its journey couple of months ago with its strong insurance background and the trust on Turkish financial markets. And, at the beginning of its long and challenging way, the Hub was humbly honored to be one of the business partners of DIA (Digital Insurance Agenda), the most inspiring InsurTech event of Europe.

Founder of InsurTech Hub Fatih Acar, General Manager Andrew Warburton and me, as the Chief Editor, participated in the Munich located event. Besides more than 1000 participants from all European and Asian markets, we inspired with the stage performances of 50 hand-picked InsurTech start-ups and keynote speeches of 9 insurance leaders.

The most important feature of the two-day event that should be underlined was its holistic view on insurance sector. All participants showed us a different view from this promising business and brought in different prospects. Nevertheless, I had an incredible chance for making an interview with fabulous Vincent Everts about the Hub and summarized our mission and current operations. You will find the interview at the following link. Please reach us for your further thoughts and comments.

#InsurTech, #InsurTechHubTurkey, #ProtectionGap, #ZeynepStefan

540 total views, 2 views today

Animal Spirits / Akerlof – Shiller

2001 yılında ‘asimetrik bilginin piyasalara etkisi’ konusunda yaptığı çalışmalar ile iktisat alanında Nobel ile ödüllendirilen George Akerlof ve 2013 yılında aynı ödüle ‘aktif varlık fiyatlarının amprik analizi’ alanındaki çalışmaları ile layık görülen Robert Shiller’ın yazdığı ‘Hayvansal Güdüler’ kitabı, günümüzde davranışsal ekonomi ile yeniden gündeme gelen iktisadi doktrinin temel bir varsayım hatasını neredeyse 10 yıl önce gündeme getirmiş ve çok doğru tespitlerle değerlendirmiş harika bir kitap.

Kitapta 2008 krizi nedenleri ve hayvansal güdülerin sonuçları üzerinde nasıl etkin olduğu örneklerle detaylandırılmakta birlikte, kısaca klasik iktisadi doktrinde belirtildiği gibi insanlar bütünüyle rasyonel olmadıkları ve sadece ekonomik güdüleriyle hareket etmedikleri – edemedikleri ifade edilmiş. Konuyla alakalı Keynes’in çalışmalarına da atıfta bulunan kitap, 1930 ve 2008 krizlerinin öneml bir ortak özelliğine de dikkatimizi çekmekte: ‘Kapitalizm, bize en mükemmelini verebilir, ancak devlet, oyunun kurallarını belirlemek ve bir hakem gibi davranmak için her zaman sahada olmalıdır.’ Aksi durumda piyasaların, yolsuzlukların çekiciliği karşısında tamamen savunmasız olan ancak buna rağmen başkalarının yolsuzlukları ortaya çıkarıldığında halen nefret duyabilen, adalet kavramıyla tam anlamıyla ilgili olmakla birlikte düşünceleri ekonomik gerçekliklerden çok anlatılan boş hikayelerle doldurulmuş olan insan doğasının bilinmez ve öngörülemez insafına bırakacağı konusunda bizi uyarmaktalar.

Günümüzde bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerin gündeminde olan ülke vatandaşlarının tasarruf ve emeklilik planlarının  kişinin kendi inisitafine bırakan neo-liberal yaklaşımları sert bir şekilde eleştiren yazarlar, bu durumun felaketle sonuçlanacağını, kişisel tasarruf ve emeklilik planlarının bireysel planlama ve insanoğlunun her zaman harcamaya kayan alışkanlıklarının insafına bırakılmak yerine holistik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, hükümetlerin her zaman tasarrufu desteklemesi ve harcamayı özendirici etkenleri engellemeleri gerektiğini belirtmektedir.

Keynes’in vardığı ‘insanlar ekonomik çıkarlarının peşinden koşarken herzaman rasyonel davranamazlar ve bu durum ekonomide görülen dalgalanmaların esas nedenidir’ sonucundan hareketle insanoğlunun bütün irrasyonellikler tarihini ‘güven, adalet, yolsuzluk, para yanılsaması ve hikayeler’ ana başlıklarıyla detaylandıran Akerlof ve Shiller, sıcak duyguların basit ekonomik doğruları nasıl görünmez kıldığına dair en güzel örnekleri sıralamaktalar.

Yazarların görüşlerinin klasik iktisadi doktrinden ayrıştığı başka bir nokta ise devletin mutlak dahlini, gerekli ölçülerde gerekli görmeleridir. Klasik iktisatçıların savunduğu gibi devletin finansal piyasalarla ilgili küçük bir rolünün olması halinde, istihdam seviyeleri gibi hayati değerler büyük iniş çıkışlara açık hale gelebilecek ve güven eksikliği finansal piyasaları kaosa sürüklemektedir.

İnsan doğasının başka bir karanlık tarafına da dikkat çeken yazarlar, insanların gelecekten büyük beklentiler içine girdiklerinde yozlaşma eğiliminin arttığını, her çöküşten önce mutlak bir kıvaç havasının hakim olduğunu bizlere göstermekteler. Özellikle iktisatçıları, finansal piyasalarda anlatılan hikayelere ve onların tarif etmeye çalıştığı yapay gerçekliğe karşı uyaran yazarlar, 2008 yılı krizinden önceki finansal yapıda da benzer bir gerçeklik türünün olduğuna dikkat çekmekte ve kriz patladığında ekonomideki eksikliğin para değil, bu gibi durumlarda her zaman ortaya çıktığı gibi güven eksikliği olduğunun altını çizmekteler.

Günümüzde sigorta sektöründen robotik teknolojilere kadar birçok bilimsel disiplin ve iş kolu içerisinde kendine yer bulan ve 2017 yılında Richard Thaler’in çalışmaları nedeniyle Nobel ödülüne layık görüldüğü davranışsal ekonomi ve finansal piyasalar üzerindeki etkilerini konu eden bu kitap, çizdiği geniş çerçeve ve detaylı örnekleriyle sizi yeniden ve yeniden düşünmeye sevkedecek.

173 total views, 2 views today

‘Amazonifizierung’

Alman medyasının önde gelen oyuncularından Handelsblatt’ın 5 – 6 Kasım 2018’de Münih’te düzenlediği ve Alman sigorta şirketlerinin çoğu CEO’sunun sunumlarını gerçekleştirdiği ‘Strategiegipfel Versicherungswirtshaft’ etkinliği bence sigorta sektörünün bugününü ve gelecekte dönüşebileceği yapıyı anlamak adına müthiş bir organizasyondu. Zurich Insurance Group, Generali Deutschland, MEAG, Google Deutschland, Axa Deutschland, Aegon N.V. CEO’larının konuşmaları ile başlayan iki günlük etkinlik, Allianz CEO’su Oliver Bäte’nin sunumu ile sonlandırıldı. Konular ise dönüp dolaşıp yine ve yine Amazon ve Google’a çıktı 🙂

Şirketlerin ortak dertleri bütün dünyada olduğu gibi, müşterileriyle yeterli iletişimi gerçekleştirememeleri, satın alma süreçlerinde gerçekleşen köklü değişikliklere nasıl uyum sağlayacakları, InsurTech ile birlikte değişen sigorta sektörü değer zincirine (insurance value chain) nasıl cevap verecekleri, teknoloji şirketlerinin sigorta sektörüne gösterdikleri yoğun ilgi olarak sıralandı. Bu maddelerin hepsi ayrı bir yazı konusu olabilecek başlıklar ancak içlerinden en popüler olanı ile devam etmemiz yerinde olacaktır.

Teknoloji şirketlerinin sigorta sektöründeki şirket-müşteri uzaklığını görüp burada kendileri için bir fırsat aramaları aslında yeni bir hikaye değil. 2012 yılından beri Avrupa piyasasında dağıtım kanallarını on-line olan değil artık on-line doğan müşterilerinin taleplerine nasıl cevaplar vereceği zaten tartışılagelmekte ve aradan geçen uzun zaman bize teknoloji şirketlerinin bu hevesinin geçici olmadığını da gösterdi. Ancak bu toplantıda sigorta sektöründe CEO seviyesinde teknoloji şirketlerinin aslında ne yapmak istediklerine dair fikirlerin de net olmadığını ve farklılıklar gösterebildiğini görmüş oldum. Örneğin sunum yapan CEO’lardan biri Amazon ve Google gibi teknoloji şirketlerinin sigorta sektöründe sadece müşterilerinin peşinde olduklarını, sigorta sektörü iş zincirinin (insurance value chain) diğer alanlarıyla, örneğin UW, ilgilenmediklerini belirtti. Tam bu açıklamanın bende yarattığı şaşkınlık anında yazıya koyduğum resim çekilmiş olmalı. Çünkü cevap, piyasada olanın tam tersini yönde. Çok açık ki, uzun yıllardır yaptıkları yatırımlarla müşterileri yerine düşebilir bir algoritma yaratan ve müşterilerinin gelecek davranışlarını tahmin edebilir hale gelen bu şirketler için sadece düşük komisyon gelirleri için sigortacılık yapmak kesinlikle yeterli olmayacaktır. Google, bu konudaki planını daha çok dağıtım kanalı optimizasyonu üzerine kurduğunu (?) belirtse de Amazon’un aktüer istihdamına başladığı biliniyor. Dolayısıyla ortada açık bir fikir ihtilafı söz konusu. Şirket yöneticilerinin kritik konulardaki politik yanıtları malum, belki de ne olduğunu zaten biliyolardır ve dinleyiciler açısından komik duruma düşme pahasına bir stratejileri olmadığını söylemişlerdir. Şimdilik bunu bilemeyiz ancak bildiğimiz şey ‘Amazonlaştırma’ diye Türkçe’ye çevirebileceğimiz ‘Amazonifizierung’un bence farklı bir şekilde de ilerleyebilecek olması. Kısaca anlatayım.

Beyaz Mercan Resifleri

Mercan resifleri, iklim değişiklikleri veya fosil yakıtlar gibi olumsuz etkenler sayesinde mevcut şekillerini korumakta ancak renklerini kaybetmekte. Eğer suyun ısısı veya diğer dış etkenler 6  veya 8 hafta içerisinde normale dönmez ise de tamamen ölmekteler. Yani formlarını koruyorlar ancak bembeyaz oluyorlar ve artık genişlemiyorlar. Amazon’un sigorta sektörüne yapabileceği etki bana biraz bu trajik olayı hatırlattı. Sektörde farklı şirketler olmayacak, var olan ‘White-Label’ sigorta şirketlerinin sağladığı sigortacılık hizmeti, Amazon müşterileri ve Amazon’un müşteri memnuniyeti. Dolayısıyla sigorta şirketinin A, B veya C olması faketmeyecek, bütün değer Amazon için yaratılacak. Bir nevi sigorta şirketi ve acente ilişkisi sürecinin ters çevrilmiş hali gibi. Dağıtım kanalı sigorta şirketi için çalışmıyor ancak sigorta şirketi dağıtım kanalı için çalışıyor. Resmi biraz daha net görebilmek için sigorta değer zincirine (insurance value chain) geri dönelim ve sektöre girmek isteyen teknoloji şirketlerine topluca X şirketi diyelim.

Değer zincirindeki beş ana aktivite; ürün ve servis geliştirme (product-service development), satış ve pazarlama (marketing and sales), poliçe üretimi (policy administration), hasar yönetimi (claims management) ve varlık yönetimi (asset management). Ürün ve servis geliştirme, müşteriye en yakın noktada olduğu için X şirketinin elinde olacak. Müşterisinin ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilmiş ürünler konusunda yeterince alt yapıya sahip ve hızlı davranabiliyor. (Dijital dünyanın üç ana koşulu olan ‘Me-Free-Easy’den ‘Me’ ve ‘Easy’ koşulları). Satış ve pazarlama tamamen kontrolünde. (‘Free’ ve ‘Easy’ koşulları – Bu konudaki Mart 2018 tarihli yazıma buradan ulaşabilirsiniz). Poliçe üretimindeki iki süreç, UW işlemleri ve ödemeler. Ödeme süreci zaten kontrolünde ve UW işlemleri için şimdilik sigorta şirketlerine ihtiyacı var. Hasar sürecinde yer alan dört adımın; hasarın bildirilmesi, hasarın değerlendirilmesi, hasar ödemesi ve suiistimal kontrolü; sadece ikisinde (hasarın değerlendirilmesi ve olası suiistimallere karşı önlemler) sigorta şirketinin tecrübesine ihtiyaç duyabilir. Varlık yönetimi ise tamamen kendi kontrolünde. Gerçek sigortacılık dünyasında önem dereceleri aynı olmamakla birlikte bu iş modeli için değer zincirindeki adımları eşitler ve genel olarak her birine %20 dersek, sürecin %80’i zaten X şirketi tarafından yürütülebilecek durumda, %20’si için ‘şimdilik’ sigorta şirketleri ile birlikte bir model kurma ihtiyacında. Bu çok çok basit analiz bile sektöre girmek için teknoloji şirketlerine yeterli motivasyonu vermekte.

http://www.sigortagundem.com/yazarlar/amazonifizierung-yazisi/1367498

#InsurTech, #Amazonifizierung, #MeFreeEasy, #InsuranceValueChain, #ZeynepStefan

221 total views, 3 views today

Sigorta Sektörünün İhtiyacı: Gelişen Bir Orta Sınıf

Warren Buffet’ın dediği gibi ‘Sigorta en ucuz kredi’. Bu yüzden yeni varlıklar edinmek veya kaybedilen varlıkları yenilemek için maddi imkanları snırlı olan orta sınıfta sigorta, sadece teminat altına aldıkları varlıkların mevcudiyeti için değil, hayat standartlarında ciddi düşüşlerin önlenmesi için de önemli bir güvence sunmakta. Ancak yapılması gereken prim harcaması, toplam yıllık gelirin düşük olması nedeniyle orta gelir grubunun teminat ihtiyaçlarını ertelemelerine de sebep olabilmekte.

Makro düzeyde sigorta sektörü dinamiklerini incelediğimizde sigorta nüfuz oranı (insurance penetration rate) sektörün ülke ekonomisindeki yeri hakkında bize önemli ipuçları verirken, kişinin yıllık gelirinin ne kadarını teminat için prim bedeli olarak ödediğini gösteren bireysel nüfuz oranı da orta gelir grubu potansiyeli ve bu potansiyelin ne kadar geliştirilebileceğinin tespit edilmesi adına önemlidir. Bu alanda yapılan analizler genellikle OECD ve World Bank gibi ülkeler ve şirketler üstü kurumlardan gelirken geçtiğimiz aylarda Allianz tarafından açıklanan Allianz Global Wealth Report (Allianz Küresel Varlık Raporu) dikkatleri bir kere daha orta gelir grubundaki sigortalanma potanesiyeline çevirdi. Raporun çıkış noktası etrafında önce dünyada orta gelir düzeyinin ne olduğuna sonrasında ise ülkemiz piyasasındaki durumuna göz atalım. Mevcut müşteri segmenti analizlerinden daha makro bir bakış açısına sahip olan, iktisatçıların ve portföy yönetim şirketlerinin uzmanlık alanına giren varlık analizleri, hedeflenen kitlenin potansiyelinin belirlenmesinde diğer kantitatif analizlerden daha isabetli sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.

Dünyada Orta Gelir Grubu ve Sigorta Sektöründeki Önemi

İçinde yaşadığımız on yıl, Çin’in ticari sınırlarını kaldırması, birçok ülkenin bu global ticari yarışa girmesi ile birlikte üretim ve dolayısıyla elde edilen çıktıların hızla arttığı ve makro düzeyde bir zenginleşmenin yaşandığı bir dönem. Toplamdaki bu artış, gelir dağılımı eşitsizliğini de artırsa da, gelir grupları arasındaki zenginleşmenin ana nedeni olarak tespit edilebilir. Dünyadaki toplam finansal varlıklar brüt değeri %7,7 artışla 168,3 milyar Euro düzeyine ulaşmış durumda ve 2008 krizinden beri en parlak dönemini yaşayan menkul kıymetler piyasası, tasarruf edilen fonların %42’sinin yatırımcı ile buluştuğu en popüler yatırım mecrası olarak karşımıza çıkmakta. Sahip olunan finansal kaynaklar ve finansal borçların farkı olarak adlandırılan net finansal kaynakları ise 2017 yılında, bir önceki yıla göre %8,3 oranında artış göstererek 128,5milyar Euro düzeyine yükselmiş durumda. Dünyada Kuzey Amerika halen en zengin bölge özelliğini taşımakta. Sahip olunan ortalama varlık 160.400 Euro civarında. Bu değer, Batı Avrupa’da 61.060 Euro, dünyanın en fakir bölgelerinde ise ortalama 4.500 Euro civarında.

Bu pastadan pay alan orta gelir grubu (Grup) ise hem kişi sayısı olarak hemde üretilen çıktı olarak kayda değer bir yükseliş göstermiş. Grup, 2017 yıl sonu verilerine göre 570 milyon kişi artarak dünya nüfusunun %21’ini kapsar hale gelmiş ve 2016 yıl sonu verilerine göre orta gelir grubunda yer alan 90 milyon kişi üst gelir grubuna yükselme başarısı göstermiş. Orta gelir grubunun genişlemesinin diğer bir etkisi ise dünya üzerindeki varlıkların yoğunlaşma derecelerinin azalması. 2000 yılında en zengin grubun toplam varlık sahipliğindeki payı %90 iken 2017 yılında  bu rakam %79’a düşmüş durumda. Orta gelir grubu varlıklarındaki artış, daha iyi paylaştırılmış gelir ve düşen gelir eşitsizliği anlamına gelmekte. Dolayısıyla, orta gelir grubunun artan finansal kaynakları arasında üretimdeki yükseliş ve düşüşe geçen yoğunlaşma oranının olumlu etkisini sayabiliriz. Sigorta sektörü açısından, teminatlandırılabilir kaynakların arttığını gösteren olumlu bir gelişme.

Bununla birlikte, diğer gelir grupları da dahil edildiğinde, gelir eşitsizliği oranının toplamda yükseldiği, en yüksek gelire sahip olan grupla en düşük gelire sahip grup arasındaki gelir bandının her geçen gün açıldığı ve bu olumsuz durumun beraberinde siyaset ve ekonomide yıkıcı etkileri olabilecek popülizm ve korumacılık (Populism and Protectionism) propagandalarını arttırdığı da raporda dikkat çekilen bir diğer nokta. Deniz ticaretinin yayılma serüveni ile başlayan ve gelişimini büyük oranda ticaretteki gelişme ile birlikte yaşayan sigorta sektörüne verilebilecek en kötü haberlerden bir tanesi korumacı politikalar ile sınırlanan ülke ekonomileri olsa gerek. Sigorta nüfuz oranının (insurance penetration rate) küresel olarak daha yüksek seviyelere çekilmesini beklediğimiz bu dönemde bunu sağlayabilecek yegane faaliyet olan küresel ticaretin sınırlandırılması, risklerini coğrafi olarak da çeşitlendirmesi gereken sigorta sektörü adına olumsuz bir haber.

Türkiye’de Orta Gelir Grubu ve Sigorta Sektöründeki Önemi

Dünyada orta gelir grubundaki artan zenginleşmeye rağmen, ülkemizde gelişimin ters yönde olduğunu görmekteyiz. Orta gelir grubunın varlıklarıyla alakalı TÜİK tarafından Eylül 2017’de açıklanan ve 2016 yılı verileriyle gerçekleştirilen ‘Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre orta sınıf mensuplarının toplam gelirden aldıkları pay düşüş göstermekte. Orta gelir grubunda yer alan ve 6., 7., 8., ve 9. %10’luk gelir gruplarının 2016 yılında, 2006 yılı ile karşılaştırıldığında, gelir yüzdesinden aldıkları payın azaldığı görülmekte. (Değişim 6. Grup için – 0,1, 7. Grup için – 0,4, 8. Grup için – 0,7 ve 9. Grup için – 1,1). Toplam nufüsun %40’ı olan orta gelir grubu, 2017 yılında daha az gelir elde ederek toplam varlıklarını eritmiş durumda ve sigorta için ödemeleri gereken prim bedeli, toplam giderlerinde artık daha yüksek bir pay oluşturacak ve belki de sigorta poliçesi almadan önce iki kere değil üç kere düşünecekler.

TÜİK tarafından gerçekleştirilen araştırmanın, dünyada gözlenen trend ile örtüştüğü bir nokta ise gelir dağılımındaki bozulmanın ülkemizde de artıyor olması. En yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay 2016 yılında 0,7 puan artarak %47,2 olarak gerçekleşti. Ekonomistlerin yakından takip ettiği P80/P20 oranı (en yüksek gelire sahip %20’nin en yoksul %20’ye oranı) da 7,6’dan 7,7’ye yükseldi. Yüksek gelir grubuna doğru gerçekleşen bu transferin orta gelir grubundaki azalmayı desteklediği görülmekte ki bu da sigortacılar için başka bir olumsuz haber. Sigorta talebinde, toplumun %40’ının eskisine göre artık daha çekimser kalacağı anlamına gelen bu erimeye sigorta şirketlerinin nasıl cevap verebileceği ve mikro sigortacılığın azalan talebe etkisi ise başka bir yazının konusu olacak.

Raporun tamamına linkten ulaşılabilir:

https://www.allianz.com/content/dam/onemarketing/azcom/Allianz_com/migration/media/economic_research/publications/specials/de/Allianz-Global_Wealth_Report_2018_d.pdf

179 total views, 2 views today