Sigorta Sektöründe Nash Dengesi

Amerikalı matematikçi John Forbes Nash (1928-2015) tarafından ilk olarak 1950 yılında doktora tezinde bahsedilen, sonrasında farklı bilim adamlarının katkılarıyla geliştirilen ve Nash’e 1994 yılında Ekonomi Nobel’i kazandıran oyun teorisi birçok farklı sektörde uygulanabilen bir stratejik yöntem. İlk bakışta sigorta sektöründeki dijital dönüşüm ile alakası yokmuş gibi gözükmekle birlikte aslında uzun zamandır bahsettiğim sigorta ekosistemlerindeki durgunluğun nedenleri ortaya çıkaran bir kavram Nash dengesi.

İktisatçıların sıklıkla kullandıkları Nash dengesi, sistemde oluşan mevcut rakip dengesinin oluşum motivasyonlarını açıklamakta. Buna göre, öncelikle sistemdeki her bileşen diğer bileşenlerin hareketlerini göz önünde bulundurarak stratejisini belirlemekte, yani aslında bileşenlerin öncelikli amacı statükonun olabildiği kadar çok büyük değişikliklerden kaçınarak ve ufak değişikliklerle korunması. Nash dengesinin sıklıkla görüldüğü sektörler genellikle pazar payının büyük kısmının birkaç şirket arasında paylaşıldığı, sektör birincisi ve ikincisi arasındaki üretim ve pazar payı farklarının minimum düzeyde olduğu, ancak ilk sıradaki şirketlerin ardından farkların birden arttığı sektörler. Dolayısıyla oyuncular, özellikle de ilk üç veya ilk beş içerisinde yer alan şirketler stratejilerini mevcut dağılımın korunması veya çok küçük değişikliklerle ilerlemesi üzerine kurmakta, çoğu zaman radikal kararlardan kaçınmakta, rakiplerinin stratejilerini takip etme eğiliminde olmakta ve Nash dengesinin devamını sağlamaktalar.

Tam bu bu noktada ‘Antifragility’ kitabında Taleb’in bahsettiği kırılganlık tanımı aklıma geldi. Taleb de, isim vermeyerek aslında Nash dengesinin yer aldığı sektörü nasıl kötü yönde etkilediğinden, sorunları hasır altı ettiğinden ve böylece sonunu getirdiğinden bahsetmekteydi. Bu dengeye ulaşmış yapılarda daha iyi ve verimli olanı ortaya çıkarabilecek devinimin bilerek yok edildiğini, büyüme ve inovasyonun bir platoya ulaştığını, yıllar arasında benzerliklerin sürdürülmesinin yegane amaç olduğunu ve sonuç olarak şirketlerin kırılganlıklarının birikerek arttığını görmekteyiz. Yani sürdürülemez bir durum son anda ortaya çıkıyor ve ‘yıkıcı yaratcılık’ gibi sektör içerisindeki rahatsız eden bir tanımla sonlanıyor. Ancak bozulma ve yıkım süreci ortaya çıkışından çok uzun zaman önce başlamış oluyor ve bu olumsuz duruma karşı, bilinmesine rağmen, hızla önlem alınmıyor.  

Son dönemde Avrupa ve gelişmekte olan ülkelerin verilerini OECD’den, Türk sigorta sektörü verilerini ise TSB’den olmak üzere, prim üretimindeki artış, sektörün nominal ve reel (enflasyondan arındırılmış) büyüme grafiği, GSYİH içerisindeki yeri, şirketlerin pazar payları, ilk 5 şirket, ilk 10 şirket ve ilk 20 şirket dağılımını takip edip sonuçlar çıkarabilmek ve varsa bir trend yakalayabilmek için teknik analiz veri setimi oluşturma çalışması içerisindeyim. Benzer Nash dengesinin, en azından şirketler pazar payları açısından, Türkiye ile birlikte Avrupa’nın bazı ülkelerinde ve OECD üyelerinin sigorta sektörlerinde de mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Bu dengenin içerisinde yer alan ülkelerle alakalı detayları SWOT analiz yazılarımda bulabilirsiniz. Bu yazıda bahsetmek istediğim ise aslında sigorta sektöründe köklü bir dönüşüm amaçlayan bir inisiyatif olan veya olması gereken InsurTech’in, aşağıda değineceğim nedenlerle Nash dengesine benzer bir yapıya kavuşmuş olması. Burada bahsedeceğim çıkarımlar, ağırlıklı olarak risk yönetimi ve uyum fonksiyonları perspektifinden görüşlerimi alan birkaç şirketle de paylaştığım noktalar.

Yaklaşık bir senedir InsurTech alanındaki büyük ölçekli yatırım fonları ve şirketler arasında bekle ve rakibin neler yaptığını gör stratejisi hakim. Bazılarının kafa karışıklığı, mevcut şirket stratejileri ile InsurTech alanındaki stratejilerinin uyumsuzluğu, ve InsurTech’in sigorta sektörüne aslında neler getireceği yönünde net bir projeksiyona sahip olunmaması da cabası. Kasım ayında Münih’te ve Mart ayında Frankfurt’da gerçekleştirilen uluslararası toplantı ve organizasyonlardan aldığım öncelikli izlenim bu yöndeydi. InsurTech’e platformlar üzerinden dahil olan veya direk yatırımı tercih eden sigorta ve reasürans şirketleri tarafından da yatırımlardaki iştahlarının azaldığını ve start-up’lara yatırımdan veya satınalmadan ziyade ilgili fonksiyonun şirket içerisinde geliştirilmesi (buy or build) fikrinin yerleştiğini de görmekteyiz. Platformların da yeterli bilgi birikimi ile desteklenmediği, biraz InsurTech yapalım, araya biraz FinTech karıştıralım, eğer tutmaz ise HealthTech’e de geçelim yaklaşımında, sigorta ve reasürans şirketlerinin bazılarında görülen kafa karışıklığına sahip olması mevcut durumun başka bir yönü. Bu kafa karışıklığı hem bu platformdaki mentörleri hem de platforma dahil olan start-up’ları rahatsız etmekte.

Avrupalı sigortacıların buluştuğu önemli bir organizasyon olan DIA’nın Haziran ayında Amsterdam’da düzenleyeceği toplantıda bu unsurların geçerliliğini yeniden gözlemleme fırsatı da buluyor olacağım. Bakalım DIA Amsterdam, Kasım ayında Münih’te olduğu gibi bir tekrar mı olacak yoksa bu verimsiz daireden çıkmayı amaç edinmiş sigortacıların manifestosu mu olacak, göreceğiz.

#NashEquilibrium, #JohnForbesNash, #GameTheory, #Antifragility, #CreativeDisruption, #OECD, #SWOT, #InsurTech, #plateaueffect, #DigitalInsuranceAgenda, #DIA, #ZeynepStefan

110 total views, 3 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *