Düzenleyici Kurumların Değişen Rolleri

Son 3 yıldır düzenleyici kurum faaliyetlerini çok yakından takip ediyorum; Almanya’da BaFin, İtalya’da IVASS, İsviçre’de Finma, Avrupa Birliği genelinde EIOPA ve Türkiye’de Hazine Müsteşarlığı. Bununla birlikte İsviçre’de faaliyet gösteren ve yayınları bütün sigorta piyasalarını kapsayan önemli bir ‘Think Tank’ olan The Geneva Association ve Almanya’da faaliyet gösteren federasyon düzeyindeki birçok inisiyatif.

Bu kadar farklı kurumla iletişim halinde olunca bir ülkenin çok önemli sistemlerinden biri olan ve ülke ekonomisi için büyük bir değer yaratan sigortacılık gibi önemli bir iş kolunun da nasıl düzenlenmesi ve düzenleyici kurumun konumunun ne olması gerektiği, etki mekanizmasının nasıl şekillendiği, ne kadar belirleyici ne kadar takip edici olması gerektiği gibi aslında sektörün gelişiminin yönünü ve hızını belirleyen unsurların ülkeler düzeyinde nasıl farklılaşabildiğini de gözlemleme fırsatı bulabiliyorum. Avrupa Birliği piyasaları yanında 2018 ve 2019 yıllarında Azerbaycan ve İsrail düzenleyici kurumları ve piyasa aktörlerini incelerken devlet bazlı operasyonların yoğun olduğu, bununla birlikte yabancı yatırımcı avına çıkmış gelişmekte olan ülke sigortacılığı profilini de yakından tanıma ve bu genel resim içerisine yerleştirme fırsatım oldu.

Öncelikle Avrupa Birliği ülkeleri düzenleyici kurumları ve çatı kuruluşu EIOPA’nın vizyonuyla başlayalım. Piyasaya yaklaşımı ve şirketlerle iletişimi açısından Almanya düzenleyici kurumu BaFin ve İtalya düzenleyici kurumu IVASS arasında büyük farklılıklar olduğunu söylemekle işe başlayalım. Biraz Almanya ve İtalya piyasalarının yapısal özelliklerinden de kaynaklanan farklar sebebiyle İtalya’da, özellikle Solvency II sermaye yeterliliği hesaplamalarının ilk başladığı yıllarda düzenleyici kurumun görece edilgen kaldığı, sigorta şirketlerinin geliştirdiği iç hesaplama modellerine (internal model) etkin şekilde müdahale etmediği ve bazı modellerin aslında olması gerekenden daha az yükümlülük değerlerine ulaşarak şirketler hakkında yanlış değerlendirmelere yol açtığı gibi aslında tam olarak doğrulanamayan dedikodular ortada dolaşmış ve süreçteki hakkaniyete gölge düşürmüştü. Almanya’da ise tam tersi yönde şirketler BaFin’in iç hesaplama modellerine çok temkinli yaklaştığına, az sermaye ayırma gibi fazla sermaye ayırmanın da, sigorta sektöründe tek pazar uygulamasını benimseyen Avrupa Birliği’nde Alman şirketlerin rekabet avantajını azalttığına dair eleştiriler dile getirilmişti. İsviçre düzenleyici kurumu Finma ise çizdiği geniş çerçeve ile sektördeki oyuncuların ticari faaliyetlerini yakından takip ediyor. Finma’yı biraz helikopter ebeveynlere benzetiyorum. Sorun çıktığından tepeden inip, piyasayı silkeleyip tekrar geldiği yere çıkarak izlemeye devam ediyor. 

EIOPA ise sektördeki önemli gelişmelerin, özellikle dijitalizasyon ve artan teknoloji şirketleri yatırımları gibi, gerisinde kalmakla ve çok fazla bekle-gör stratejisi uygulamakla eleştirilmekte. EIOPA, bir önceki yıllık olağan kurulunda, 2018 yılı toplantısında, aslında bu eleştirilere cevap vermiş ve birçok paydaşı kapsayan çalışmalarının zaman aldığını ve dolayısıyla bazen gelişmelerin gerisinde kaldıkları izlenimi oluştuğunu dile getirmişti. Benim şahsi fikrim ise EIOPA’ya yöneltilen eleştirilerin, özellikle InsurTech alanında, haklılık payı olduğu ancak veri kullanımı ve sahipliği gibi diğer önemli konularda da yol gösterici ve önleyici çalışmalar yapmaları sebebiyle aktif bir profil çiziyor oldukları. Avrupa Birliği gibi gelişmiş ülke piyasalarının düzenleyici kurumlarını bir orkestra yönetir gibi yönetmek benze zor bir iş ve EIOPA ve Başkanı Bernardino bu işi şimdiye kadar kontrollü ve etkin bir şekilde götürüyor izlenimi vermekte.

Azerbaycan ve İsrail gibi Avrupa Birliği dışından olan ve geniş finansal kaynakları ile sigorta sektörünü geliştirmeyi amaçlayan iki farklı ülkenin düzenleyici kurumları ise farklı yaklaşımlara sahipler. Azerbaycan sektördeki deregülasyon faaliyetlerini arttırarak yabancı yatırımcıyı çekmeyi hedeflerken İsrail düzenleyici kurumu piyasadaki ağırlığını koruma ve bu çerçeve içerisinde piyasa büyüklüğünü arttırma peşinde. Burada da iki farklı yaklaşım söz konusu. Yabancı yatırımcı talebi olmadan piyasanın ne kadar gelişebileceği bir soru işareti. Öte yandan piyasanın kontrolsüz bir şekilde yabancı yatırımcıya açılmasının da olumsuz sonuçlarını yakinen biliyoruz. Sosyal dinamikleri dolayısıyla sigorta sektörleri farklı olan iki ülkenin sigortacılık ve teminat açığı konusunda nasıl ilerleyeceğini ileriki yıllarda hep birlikte görüyor olacağız.

Peki etkin bir düzenleyici kurum nasıl olmalı? Bu sorunun cevabı aslında nasıl olmaması gerektiğinin tanımlanması ile başlamakta. Bu konuda yakın zamanda okuduğum, Mariana Mazzucato’nun ‘The Value of Everything / Making and Taking in the Global Economy’ kitabı benim de fikirlerimin netleşmesine katkıda bulunan ve size de tavsiye edebileceğim bir kitap.   

Öncelikle söz konusu düzenleyici kurum olduğundan en başından iyi bir şekilde tanımlanması gereken tek bir kavram söz konusu, amaç. Yani düzenleyici kurum varlığı ile esas olarak ne amaçlanmakta, öncelikle neyin düzenlemesi ile faaliyetlerin tüketici lehine şekillenmesi hedeflenmekte. Bu hedef beraberinde misyon ve vizyon kavramlarını getirmekte ki bu tanımların yapılması aslında işin kolay tarafı. Amacın belirlenmesi sonrasında devreye bu amaca nasıl hizmet edilmesi gerektiği sorusu girmekte. Bu soru üzerinde mutabakata varılmasının ardından düzenleyici kurumun piyasadaki fonksiyonunun paydaşlar ile açık bir şekilde paylaşması ve bu çerçeveden ayrılmayacağına dair gerekli mesajların verilmesi ve çelişen amaçlar dolayısıyla ortaya çıkan yanlış uygulamaların da önüne geçilmesi amaçlanmalı. Düzenleyici kurumun bağımsızlığı ve siyasi konjonktürden etkilenmeden orta ve uzun vadeli hedeflere yönelik ne kadar çaba sarf edebileceği de dikkat edilmesi gereken önemli bir özellik.     

Düzenleyici kurumla alakalı dikkat edilmesi gereken diğer bir unsur ise sektörde değer yaratma faaliyetinin asla düzenleyici kurum tarafından sağlanmaması, bu rantın bilinçli olarak sadece sektör oyuncularına devredilmesi. Devlet iştiraklerinin payının piyasada azaltılması anlamına da gelen bu özellikle birlikte düzenleyici kurumun amaç ve faaliyetleri arasındaki olası uyumsuzlukların da önüne geçilmesi mümkün olabilmekte.

Düzenleyici kurumun piyasada değer yaratmaması ancak yaratılan değerin, öncelikle tüketici çıkarları göz önünde bulundurularak, paydaşlar arasında yeniden dağıtılabilmesi de dikkat edilmesi gereken diğer bir unsur. Örneğin ticari açıdan çok avantajlı bir yapı taşımayan ancak toplum menfaati gözetilerek aksiyon alınması gereken konularda; siber risk, ender hastalıklara yönelik teminat uygulamaları, çevre kirliliği konusunda maliyet dolayısıyla gerçekleştirilmeyen projeleri hayata geçirmesi vb.; inisiyatif alarak finansal açıdan kendini uzun vadede amorti edebilecek projelere ön ayak olması düzenleyici kurum tarafından gerçekleştirilebilecek ve sektör için azami fayda yaratabilecek faaliyetlerden.

#RegulatoryBody, #BaFin, #IVASS, #Finma, #EIOPA, #TheGenevaAssociation, #SolvencyII, #FineTuning, #MarianaMazzucato, #ZeynepStefan

37 total views, 1 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *