Takaful (Faizsiz Finansal Derinlik ve Tekafül)

Tekafül yani islami sigortacılık, Hazine’ye iletilen şirket kurulum talepleriyle yeniden gündemde. İslami esaslara göre karar veren bir fetva kurulu tarafından yönetilecek olan şirketler için günümüz uluslararası finansal piyasaları kaynak yaratma hususunda geçmişe göre daha avantajlı.

Tekafül sigortacılığı uygulamak isteyen bir ticari kurum öncelikle yönetim mekanizmasından işe başlamakta. Finansal piyasaya sürdüğü sigorta ürünlerinin ve bu ürünlerin arkasındaki sermayenin islami esaslara uygun bir yapıda olduğunu teyit edecek bir fetva kurulu profesyonel yönetim kadrosu ile hissedarlar arasında görev alıyor. Bu kurulun görevi şirketin mevcudiyetinin islami yönetim esaslarına uygun bir şekilde yürütüldüğünden emin olmak. 

Tekafül sigortacılığı yapmak isteyen şirketler üç farklı uygulamaya yönelebiliyor. Bunlar vakıf yoluyla sigortacılık uygulanması, teberru ve mudaraba. Teberru uygulamasında sigorta teminatı sahibi olmak isteyen kişi/kurum bu teminatı sağlayan kuruma talep ettiği teminat ölçeğine uygun bir teberruda yani ödemede bulunur. Bu şekilde biriktirilen finansal kaynakla yine islami usule uygun piyasalarda yapılan yatırımlar ile kar da elde edilebilir. Bu durumda teminat sağlayan kurum teminat talep edene ilgili kazançtan pay da dağıtabilir. Mudaraba ise teminat ve ölçeğine bakılmaksızın yeterliliği uygun görülen üretim amaçlı girişimlere kar-zarar ortaklığı temelinde sermaye ve aynı zamanda yönetim desteği sunmaktır. Taraflardan birinin sermaye kaynağını sağlamasının yanında diğeri emek veya ustalık sağlayıcısı durumundadır. Elde edilen kar sermaye ve emek sahipleri arasında öncesinde belirlenen esaslara göre dağıtılır. Zarar edilmesi durumunda ise önceden belirlenmiş bir dağılım yok ise sadece sermaye sahibi zararı karşılar. Vakıf yoluyla gerçekleştirilen sigortacılık faaliyetleri ise diğer uygulamalardan daha eski. Benzer teminat ihtiyaçlarından dolayı biraraya gelen kişi ve kurumların sağladıkları ve düzenli olarak arttırılan sermaye ile teminat ihtiyaçları giderilir. Değerlendirme açısından islami esaslara uygun olup olmadığı beyan edilmemekle birlikte sigorta şirketlerinden teminat bulamayan kuruluşların bir araya gelerek oluşturdukları gruplar bu uygulamaya bir örnek teşkil etmekte. Bu üç uygulamada da ortak olan nokta ise hem teminat talep edenin hem teminat sağlayanın sürecin islami yasaklar çerçevesinde şekillendiğini bilmesi ve süreç şartlarının öncesinde yazılı olarak beyan edilmesi. Dolayısıyla tekafül şartlarına uygun olarak kurulmuş ve yönetiliyor olsa dahi kamuoyu ile paylaşılan kuruluş şartnamesinde tekafül şartları belirlenmeyen ticari kuruluşların islami çerçeveye göre sigortacılık faaliyeti gerçekleştirdiği otoriteler tarafından kabul edilmemekte.

Burada dikkate alınması gereken diğer bir husus ise islami esaslara göre yönetilecek olan sigorta şirketlerinin katılımcı olarak adlandırılabileceğimiz sigortalılarının olası hasar taleplerine nasıl cevap vereceği. Burada da devreye sukuk ihracı giriyor. Son zamanlarda Türkiye finansal piyasalarında da yaygınlaşan ve paranın nasıl değerlendirildiğiyle alakalı islami hassasiyete sahip olan ülkelerin de yoğun talep gösterdiği sukuk ihraçları islami sigortacılığın kaynak ihtiyacını karşılayabilmekte.

Arapça finansal sertifika anlamına gelen ve İslami Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Kurumu (AAOIFI- The Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions) tarafından “dayanak teşkil eden bir varlık sepetinde yer alan varlıklar üzerindeki ortak mülkiyeti temsil eden eşit değerdeki sertifikalar” olarak tanımlanan sukuk genellikle bono kelimesi yerine kullanılıyor. Alışılagelen menkul piyasalarından farklı olarak daha az volatilite özelliğine dolayısıyla daha az getiriye sahip. Faizsiz tahvil olarak da adlandırılabilen sukuk, bir varlığa veya ondan belirlenen bir süre boyunca yararlanma hakkına sahip olma anlamına da gelmekte. Mevcut bono ve tahvil ürünlerinden ayrılmasının nedeni ise sadece nakit akışı sağlamaması aynı zamanda mülkiyet hakkı da tanıması. Günümüzde sukuk ihracı dokuz farklı şekilde gerçekleştirilebilmekte. Bunlar istisna sukuğu, selem sukuğu (ileriye dönük satınalma), hibrid (melez) sukuk, mudaraba sukuğu (emek-sermaye ortaklığı), icara sukuğu (leasing veya kira finansmanı), muşaraka sukuğu (kar-zarar ortaklığı), hisse senediyle değiştirilebilir sukuk, hisse senedine dönüştürülebilir sukuk ve murabaha sukuğu (maliyet artı kar marjlı satış) olarak adlandırılmakta.

Bu talebin lokomotifi ise 1981 yılında ekonomik işbirliği ve yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi amacıyla Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Oman ve Bahreyn’in katılımıyla kurulan Körfez İşbirliği Konseyi (The Gulf Cooperation Council). Dünya petrol üretiminin %45’ini ve doğal gaz üretiminin ise %20’sini gerçekleştiren toplamda 65 trilyon Dolar yeraltı kaynağına sahip, toplamda 46 milyon nüfüslu bu ülkelerin yatırım arayışları, Avrupa’nın düşük yatırım getirilerine alternatif arayan uluslararası oyuncular için ciddi fırsatlar barındırmakta. Coğrafi yakınlığı ve müslüman nüfusu ile Türkiye de bu zengin pastadan pay alma peşinde. Türkiye piyasasında sukuk ihracı ile ilgili yasal düzenleme 2010 yılında SPK tarafından gerçekleştirildi.

İslami esaslara göre yönetilmeseler bile günümüzde birçok finansal kuruluşun sukuk benzeri yatırımları finansal piyaslardaki klasik yatırımlara tercih ettiğini görebiliyoruz. Başlangıç noktası olarak altyapı yatırımlarına ağırlık veren veya yap-işlet-devret modeliyle büyük projeleri geliştirilen kurumların uygulamaları da sukuk ile aynı temel fikirden çıkmakta ancak finansal kaynaklarının çeşitlendiği noktada birbirinden ayrılmakta. Telekomünikasyon sistemleri, hava veya deniz limanları, baraj, köprü, demiryolu, karayolu gibi düzenli gelir üretebilme özelliğine sahip yatırımlar, katılım payı temeline dayanmakta ve projenin özelliği gereği minimum garantilenen kazanç özelliği taşımakta.

Dünyada ilk olarak 2002 yılında Malezya tarafından gerçekleştirilmiş sukuk ihracının 2017 yılında 900 milyar dolarlık bir finansal derinliğe ulaşması beklenmekte.   Türkiye’de ise 2015 yılı hedefi 256 milyon dolarlık fon büyüklüğü elde edilmesi. Cumhuriyetimizin 100. yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer alma hedefi çerçevesinde yurtiçi piyasada desteklenen sukuk ihracatına yerli ve yabancı yatırımcıların da talebi büyük. 2012 yılında Hazine tarafından gerçekleştirilen 1,5 milyar dolarlık sukuk ihracatına yatırımcılardan ihraç edilmesi planlanan tutarın beş katı kadar talep iletilmişti. Bu durum piyasadaki büyük yatırım fırsatının bir göstergesi. Özellikle ülkemiz yatırımcıları arasında soyut nitelikte olan bono ve tahvil ürünleri yerine somut özellikteki altyapı ve baraj yatırımlarına olan talepteki artış dikkat çekici. Sukuk ihraçlarının çeşitlenmesi ve faiz hassasiyeti dolayısıyla gelir alternatiflerini sınırlayan zengin yatırımcılara ulaşılması ile atıl olarak bekleyen kaynaklar harekete geçecek ve yazının başında bahsettiğim finansal derinlik islami temelli sigorta şirketlerinin gelişebilmesi için uygun ortamı yaratacaktır. Sigortacılığın aynı zamanda bir kaynak yaratma ve mevcut kaynakları en etkin şekilde, sigortalıların teminat taleplerine cevap verebilmek üzere, değerlendirebilme sanatı olduğunu düşündüğümüzde; sukuk ihracının sadece faize duyarlı yatırımcıları piyasa kazandırmayacağını aynı zamanda islami yasaklar çerçevesinde sigorta teminatından uzak duran kişileri de sigortalı yapacağını söyleyebiliriz.

#Takaful, # AAOIFI, # TheGulfCooperationCouncil, #SPK, #IslamicFinance, #Muamalat, #Riba, #Gharar, #Mudharabah, #ZeynepStefan

 670 total views,  1 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *