Sağlık Sigortasında Uzun Vadeli Projeksiyon ve Ekonomik Etkileri

Münih’e taşınalı yaklaşık 4 yıl oldu. Bu dönemdeki çalışmalarım hep sigorta sektörü üzerine oldu ancak Türkiye’den farklı olarak iç sistemler dışında, ürün yönetiminden hasar sistemlerine kadar, sigorta sektörünün birçok farklı alanında da deneyim edinme ve sigortacılıktaki ‘büyük resmi’ daha yakından görebilme fırsatı buldum. Bu çalışmaların birinde Alman sigorta sektörünün asıl motivasyonunun ne olduğunu, yani Almanların en çok hangi alanda sigorta talep ettiklerini araştırdığımız bir çalışmada cevap olarak karşımıza sağlık sigortaları çıktı. Sağlık sektörü ile sigortacılık arasındaki ilişkiyi İsrail örneği üzerinde incelediğim yazımda belirttiğim gibi sigorta sektörünün hangi alanı talep yoğun bir işleyişe sahip ise veya bu yapıya sahip olmaya daha yakın ise genellikle hem start-up’lar hem de yatırımcılar doğal olarak o alana kaymaktalar. 2014 – 2020 arasındaki yatırım alarak desteklenen girişimlere, sigorta veya reasürans şirketleri tarafından geliştirilen çözümlere baktığımızda ise yine sağlık sektörünün öne çıktığını görmekteyiz. (Almanya-Avusturya-İsviçre’yi kapsayan DACH Region için sağlık, İtalya için IoT ve İsrail için yine sağlık sektörleri)  Bununla birlikte Almanya sağlık sisteminin kapsayıcılığı ile övünen bir ülke. Almanya’nın yanında vatandaşı olduğum Türkiye ve İtalya’nın, bununla birlikte Avusturya ve İsviçre’nin sağlık sistemlerini hem yakından tanıyan hem de sıklıkla kullanmış biri olarak Almanya’da gördüğüm uygulamaların, acilen düzentilmesi gereken tarafları olmakla birlikte, saydığım ülkeler arasında en iyisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yazıda sağlık sistemleri arasındaki bu karşılaştırmadan yola çıkarak Almanya piyasasına sağlık sigortaları ile ilgili bir çözüm geliştirmek isteyen start-up’lar için genel hatlarıyla bir yol haritasını sizinle paylaşacağım. Detaylı bilgiye ihtiyaç duyanlar, bu pazarlara çözümlerini sunmak isteyenler ile ‘Aiza Consulting’ kanalıyla iletişime geçebiliriz.

Daha öne birçok defalar dile getirdiğimiz gibi sağlık sektörü ile sigorta sektörü arasında doğrusal bir korelasyon söz konusu. Kamu veya özel sektör tarafından sağlanan hizmetler olsun, sağlık harcamalarının arttığı bir ülkede sigorta sektörü de doğal olarak önemli bir gelişme gösteriyor. Almanya sigorta sektörünün ülke GSYIH’sındaki payını dikkate alırsak (penetrasyon olarak adlandırılan bu rasyo, brüt prim üretimi ile yıllık GSYİH’nın oranlanması ile bulunmaktadır. Almanya için OECD tarafından hesaplanan bu oran 2017 yılı için 6.3 olarak hesaplanmıştır.)sigorta sektöründeki gelişmenin tesadüfi olmadığını görebiliyoruz. Genel olarak, değişen yaşam şekillerimiz ve uzayan ömrümüzde yaşlılık safhasında artan kalma süremizle birlikte, ister kamu tarafından ister özel sigortalar tarafından karşılansın, artan bir hasta-yaşlı bakım maliyeti söz konusu. Yani sigortalı olarak şu anda en uzun dönem olarak yaşlılık evresinde kalıyoruz ve dolayısıyla bu döneme yönelik sigortacılık çözümlerine daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Almanya’da son dönemde yaşlı bakım evlerinin mantar gibi çoğalması, barınma hizmeti olmaksızın bakım hizmeti sunan firmalarda ve sağladıkları istihdam oranlarındaki hızlı artış da bu talebin sonucu olarak karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla sigorta sektöründen hızlı bir talep görmek isten bir start-up’ın öncelikle sağlık sektörünü ve alt kategori olarak da yaşlılık dönemine yönelik bakım ve tedavi süreçlerini hedeflemesi doğru bir adım olacaktır.

Bu döneme dair öne çıkan hastalıklara sigorta şirketlerinin sağladıkları teminat perspektifinden baktığımızda ise iki hastalığa dair talebin öne çıktığını görmekteyiz. Bunlardan biri demans diğeri ise alzheimer. Bu hastalıklara yönelik tedavi ve sonrasında bakım hizmetlerine yönelik nüfusu hızla yaşlanan ve dolayısıyla bu hastalıkların potansiyel taşıyıcıları haline gelecek ciddi bir nüfus söz konusu Almanya’da. Bu iki hastalığın herhangi bir aşamasına; teşhis, tedavi veya tedavi sonrası bakım; yönelik inovatif fikirlerin sigorta ve reasürans şirketleri tarafından havada kapışıldığını da rahatça söyleyebilirim. Üstelik bu tedavilere yönelik faaliyetlerin hepsi hem kamu destekli hem de çalışmalar çok uzun vadelere yayılmakta. Dolayısıyla bir start-up’ın öncelikle ihtiyaç duyduğu finansal sürdürülebilirlik bu projeler için çözülmüş oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO – World Health Organization) tarafından yapılan çalışmalar da demans ve alzheimer hastalıklarına yönelik dünya genelinde sadece 13 ülkenin uzun vadeli bir projeksiyon sahibi olduğunu, ülke veya dünya genelinde hasta sayısının da son sürat attığını ortaya koymakta.

Almanya piyasasına geri dönersek demans ve alzheimer ile birlikte kas hastalıklarına yönelik talebin de hızla arttığını görmekteyiz. Bu talep sadece yaşlılık dönemi fizyo-terapi değil, spor sakatlanmaları ve bütün yaş dönemlerine yönelik fizik tedavi çalışmalarını kapsamakta. (Almanya özellikle kas temelli tedavilere yönelik bir merkez olmayı hedeflemekte) Bu alana yönelik önleyici hizmetler de sigorta şirketleri tarafından hızla değerlendirilmekte ve müşterilerine aldıkları poliçe karşılığında hediye edilmekte. Bunun dışında terapi süreçlerine yönelik geliştirilecek ekipmanlar ve bütün yaş gruplarına yönelik bakım personeli açığı da sistemin diğer acil ihtiyaçları.

           Değişen demografik yapıyla birlikte değişen yaşam biçimlerimiz ve dolayısıyla hızla değişmeye başlayan teminat taleplerimiz. İklim değişikliğinin sigorta sektörüne etkileri yoğun olarak konuşulmaya başlanmış olsa da (Teşekkürler Greta!) değişen demografik yapıyı henüz hakkıyla sigortacılık gündemine alabilmiş değiliz. Umarım 2020 yılı iklim değişikliği ile birlikte demografik değişimin de bolca tartışıldığı ve şirketlerin kapsamlı aksiyonlarına konu olduğu bir yıl olur.

#HealthInsurance, #DemograpficChange, #HealthTech, #MacroProjection, #AizaConsulting,  #ZeynepStefan

183 total views, 3 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *