IFRS 17 Sonrası Sigortacılıkta Dijital Dönüşüm

Aslında çok uzun zamandır yazmayı istediğim bir konuda geçen hafta katıldığım bir çalıştay sonrasında Avrupa piyasasındaki son durumla alakalı net fikirlerim oldu ve IFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) 17’nin sigorta sektörüne etkilerini size kısaca özetlemek istedim. Detaylardan önce kısaca IFRS 17’nin özellikle sigorta şirketlerinin finansal tablolarının daha karşılaştırılabilir olmasını ve dijitalleşme ile gelen farklı poliçe tekniklerinin finansal etkilerinin daha net ortaya konulmasını amaçladığını söyleyebiliriz.

2013 yılında yürürlüğe giren IFRS 9 ve IFRS 15’in güncel muhasebe ve raporlama şartlarına göre yeniden düzenlenmiş versiyonu IFRS 17’nin taslağı 2017 yılında ilgili sektörlerle paylaşılmıştı. 2021 yılında kullanılması zorunlu hale gelecek olan IFRS 17’ye uygun ilk finansal raporlar 2021 yılının verileri ile 2022 yılında sunuluyor olacak. 2017’den 2021 yılı sonuna kadar beş yıllık bir uyum süreci öngören IFRS 17’nin sigorta şirketlerinde yaşanan dijital dönüşüm furyasını ve özellikle bu alanda aldıkları finansal riskleri en iyi şekilde finansal tablolarına yansıtmalarına ve yatırımcıları eksiksiz olarak bilgilendirmelerine hizmet etmesi beklenmekte.

İçerisinde yer aldığı finans sektörünün diğer dallarından farklı olarak hem finansal ürünleri hem de poliçeleri ile sağladıkları teminat hizmetini bir arada sunan bir yapıya sahip olan sigortacılık, uzun dönemde büyük oranda değişiklik gösterebilen nakit akışlarının görülebildiği bir alan. IFRS 17’nin gerçekleştirmeyi planladığı ilk değişiklik gelecek nakit akışlarının sağladığı karın, hizmetin veya ürünün müşteri ile buluşturulduğu raporlama dönemindeki güncel finansal değerinin belirlenmesine imkan tanıması. Bu değişiklik sonrasında ortaya çıkabilecek iki ana fayda öngörülebilir. Bunlardan ilki sektördeki uzun vadelerin yarattığı iktisadi belirsizliğin azaltılması ve ilgili tarihteki finansal resmi ifade eden bilançonun gelecek etkisinden uzaklaştırılarak güncel tarihe çekilmesi. Bu özelliğin sağlanabilmesi için sigorta şirketinin finans akışının temeli olan poliçeler iki ana gruba ayrılacak. Bunlardan ilki gelecekte sağlanacak olan nakit akışının risk temelli olarak bugünkü değerinin bulunması, ikincisi ise henüz hak edilmemiş kara belli bir değer atanarak iskonto edilmesi.   

İkinci olarak sigorta şirketlerinin sağladığı teminat hizmetinin finansal sonuçlarının sigorta şirketinin finansal gelir ve maliyetlerinden ayrı olarak raporlanacak olması. Örneğin sigorta poliçeleri içerisinde yer alan türev ürünler, yatırım araçları veya benzeri zorunlu performans öğeleri sigorta poliçesi ile alakalı raporlamadan ayrı tutulacak. Günümüzde sigorta şirketleri operasyonel karlılık ve bilanço karlılığı değerlerini ayrı bir şekilde raporluyordu, ancak özellikle operasyonel karlılık teriminin neleri kapsadığı şirketten şirkete farklılıklar gösterebiliyordu. IFRS 17 ile sigorta şirketi için önemli bir performans indikatörü olan bu değere bir standart getirilmiş oldu ve şirketler arası kıyaslamada doğru değişkenlerin dikkate alınması kolaylaştırıldı. Bu değişikliğe ihtiyaç duyulmasındaki diğer etkenin ise sigorta temelli tahvil ve menkul kıymetlerin finansal piyasalardaki popülaritesinin hızla artması olduğunu düşünüyorum. Doğal afetlerin gerçekleşme veya gerçekleşmeme koşuluna bağlı olan ve fon sahiplerine finansal pazarlardaki konjonktür dışında farklı bir kar-zarar metodolojisi sunan ILS (Insurance-Linked-Securities) yatırım araçlarının yarattığı nakit akışının sigorta ve özellikle reasürans şirketlerinin finansal performanslarındaki yeri hızla artmakta. Düzenleyici kurumun olası değerleme karmaşasını ortadan kaldırarak mortgage balonu benzeri bir problemin yeniden yaşanmaması için aldığı bu önlem yerinde bir çözüm.

Son olarak tıpkı Solvency II’de risk bazlı sermaye analizinde yöntemin genel hatlarıyla şirketlerin tercihine bırakılması gibi, sigorta şirketlerinin muhasebe politikalarına yönelik yapacakları tercih ile bütün teknik (underwriting) faaliyetlerinden doğan gelir ve maliyetlerinin kar veya zarar olarak finansal tablolara yansıtılması veya içlerinden bazılarının seçilerek yansıtılması. Solvency II’den farkı ise, sermaye yeterliliğinde kullandığımız, sigorta ve reasürans şirketlerinin kendi iç risk dinamiklerine göre geliştirdikleri iç model (internal model) ve bunu kullanmak istemeyen / isteyemeyen şirketlerin kullandıkları standart model yerine önceden belirlenmiş iki yaklaşım olması. Bununla birlikte Solvency II’nin üç blok yaklaşımının (Blok 1 – Kantitatif Raporlama, Blok 2 – Yönetişim ve Risk Yönetimi, Blok 3 – Raporlama ve Şeffaflık) IFRS 17’de de oluşturulduğunu (Blok 1 – Naikt akışları, Blok 2 – Değerleme, Blok 3 – Risk Değerleme) görüyoruz. Ancak rahatlıkla söyleyebiliriz ki Solvency II ile risk analizlerine ve raporlama süreçlerine çağ atlatan sigorta ve reasürans şirketleri için IFRS 17 görece daha kolay bir geçiş dönemi göstereceketir.   

#IFRS17, #SolvencyII, #Pillar123, #ILS, #UWModelling, #InsurTech, #ZeynepStefan

389 total views, 1 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *