Finansal Kapsayıcılıkta Kıtasal Ayrımlar

Geçtiğimiz hafta sonu uzun zamandır ‘Young Professional Advisor’ olarak katkıda bulunduğum ‘Tink-Tank’ United Europe’un davetlisi olarak Berlin’deydim. Çok sevdiğim Albaraka Türk’te çalışırken tanıştığım ve içerisindeki inanılmaz potansiyele hemen hayran kaldığım katılım (etik) bankacılığı ve finansal kapsayıcılığa etkisi çerçevesinde ve Afrika ülkeleri özelinde sıkı bir çalışmanın gerçekleştiği iki tam günün ardından İstanbul’a bu potansiyelin nasıl parlatılabileceği ile ilgili (bence) harika fikirlerle döndüm.

Makro perspektiften baktığımızda Afrika ülkeleri hem finansal piyasalarının olgunluk derecesi hem gayrı safi milli hasılaları hem de ekonomilerinde ana girdiyi oluşturan üretim bileşenleri açısından ülkemizden oldukça farklı. Bizde penetrasyonu yüksek, iyi regüle edilen ve Avrupa Birliği pazarı ile azami derecede organik bağları olan finansal yapılar olmakla birlikte Afrika bu saydıklarımızın onda birine bile geniş anlamda sahip olmaktan çok uzak. Olgunluk dereceleri birbirinden farklı ülkelerin bir araya gelmesiyle ortalama oldukça inse de içerisinde olgun tanımına yaklaşan piyasalar da yok değil. Afrika ülkelerindeki potansiyel ile ilk yakın temasım Tanzanya ile olmuştu. Sonrasında kısa zamanda Kongo ve Nijerya’daki finansal faaliyetlerin ortaya çıkma hikayeleri de gündemime girmişti ki aslında keşfedilmeyi bekleyen birçok özellik mevcut.

Afrika’nın genellikle kıyılarına yerleşmiş finans merkezlerini bir kenara bırakırsak hem altyapı eksikliği hem de oldukça düşük yaşam standartları ile şekillenen hayat koşullarında yerleşik bir finansal erişim ağına sahip olmak oldukça zor. Ancak ekonomide hiçbir şeyin yeri boş kalmaz. Afrika’da ise bu açığı GSM operatörleri doldurmakta. Özellikle Afrikalı gençlere ulaşmanın yolu bu operatörlerden geçmekte ki hem sundukları hizmetlerde gömülü olan finansal ürün yelpazesinde yer alabilmenin bedeli hem de oluşturdukları pazar yerine girmek alternatifsiz olduklarından yüksek operasyon maliyetlerini de gerektirmekte.

Peki bir katılım bankası veya İslami şartlara uygun bir sigorta ürün yelpazesi oluşturmak isteyen girişim ne yapmalı? İşte burada beni de katılım piyasasındaki potansiyele inandıran ‘mecburen inovatif’ olmak kavramı karşıma çıkıyor. 2016 yılından beri inovasyon piyasasında gördüğüm mecburen inovatif olmak finansal piyasalardaki gerçek ve sürdürülebilir başarının sırrı benim gözümde. Ki bence bu alandaki eksikliği nedeniyle Almanya piyasası FinTech alanında 2016 yılından beri yakalamak istediği sıçramayı bir türlü başaramadı, ancak üçte biri bütçesiyle İsrail piyasayı sallamaya devam ediyor. Nedeni ise inovatif davranmaya mecbur olmaları ve sürü psikolojisinin getirdiği monotonluğu finanse edememeleri. Özellikle konvansiyonel taraftaki hareket sahasına sahip olmayan ve bütün karar süreçleri ‘Sharia Board’ çerçevesinde şekillenen finansal kurumlar için Schumpeter’in yazdığı yaratıcı yıkımın başucu kitabında altı çizilen ‘sinekten yağ çıkartma kapasitesi’ gerçek anlamda karar süreçlerine yedirilmesi gereken bir özellik haline gelmeli.

Sadece etik taraf mı? Giderek azalan kar marjları ile sigortacılığın temel yasalarının kolaylıkla işletilemediği piyasamızda bu kapasite İslami şartlara uygun finansal kurumlar kadar konvansiyonel tarafa da gerekli değil mi? Cevap aslında çok açık.

#EtikBankacilik, #KatilimBankaciligi, #FinansalKapsayicilik, #ZeynepTuran

 165 total views,  5 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published.