SORULAR VE DENEYİMLER

Bazı felsefi sorular o kadar kritik ki bütün iş planlarınızı şekillendiriyor. Dikkate alınmadığında ise tıpkı yanlış iliklenmeye başlayan düğmeler gibi oluyor ve sonunda ‘Yanlış bir yol doğru gidilemiyor’. Bu sorulardan en şekillendirici olanları ‘Nasıl bir şirket ve nasıl bir kültür?’, ‘Nereye varmak?’ olsa gerek.

Nitelik mi? Nicelik mi?

Geçtiğimiz hafta FODER’in organizasyonunda Ömer Aras’dan Deneyimler kitabını dinledik. Yazarı ile sohbet edebilmek ve belki bir iki soru sorabilmek için kitabı birkaç günde bitirdim. İyi ki de okumuşum, bu sene beni kendi alanında şaşırtan ikinci kitap oldu. (İlki Prof. Dr. Hakan Karataş’ın Hayatta İş, İşte Hayat kitabıydı.) Yoğun ilgiden dolayı sorularımı soramadım ancak kitabın bana sordurttuğu soruları sizinle paylaşmak isterim.

Bu sorular o kadar önemli ki hem çalıştığınız yapıyı hem de kurmak istediğiniz oluşumu ve bunların nasıl yol alacağını belirliyor. Örneğin ulaşmak istediği hedef için yönetici kendinden iyilerin peşine düşecek mi? Düşebilecek özgüvene sahip mi? Ekibin başarısı yöneticilik yetkinliğinin en önemli kanıtı ise özgüven sahibi bir yöneticinin de kendinden iyilerin peşine düşmesi, ilkeli ve nitelikli bir yönetim ortaya koyması gerekli. Kendinden daha genç ve iyi eğitimli kişileri yönetmeye hazır mı? Yaşanan deneyimin işte geçirilen yılların sayısından daha önemli olduğunu anlayabilecek mi? Beraber çalıştığı kişilere karşı örnek olmak ve şu üç özelliği hep beraberinde taşımak için yeterli enerjisi olacak mı?: Tevazu – Entelektüel Merak- İyimserlik

Peki fikrini ve dolayısıyla şirketini büyüttükçe ‘katılımcı karar alma ilkesini’ de devam ettirebilecek mi? Yoksa hatayı kaldırma gücüne güvenip belki de hayatta bir kere karşısına çıkabilecek fırsatları geri mi tepecek?

Iskalamak veya Iskalamamak!

Bu noktada yöneticinin yaratıcılık sorumluluğuna da değinmeliyiz. Analizden paralize olmadan, bilinçli devam ettirilen iyimserlik ve birlikte başarmayı isteme motivasyonu ile en iyileri kadrosuna katabilecek mi? Veya doğru kişiyi doğru göreve getirebilecek mi? Veya özgüven sahibi bir takım oluşturabilecek mi? İlkeli ve nitelikli bir yönetim inşa ederek mali gücü beraberinde sağlayabilecek mi? Peki değişimi ıskalama riskiyle (strategic risk) nasıl baş etmeli? Yarattığı kurumun risk iştahını iki dudağı arasında sınırlamak yerine en etkili risk yönetimi çözümü olan en iyilerle çalışmayı, onlara hareket alanı vermeyi ve yaratıcılıklarını desteklemeyi başarabilecek mi?

Kitaptaki önemli bulduğum tespitlerden bir tanesi şirketlerde gözlemlenen kötü yönetim örneklerinin aslında iki ana nedeni olduğu: Art niyet ve Yetersizlik. Hangisi daha çok kabul edilebilir, bir risk yöneticisi olarak değerlendiremiyorum bile!    

Radikal Kişiselleşme

Bu yapısal sorularla birlikte kitapta özellikle altını çizdiğim bir kavram vardı: Radikal Kişiselleşme! Bu kavram aslında kitaptaki iki önemli olguyla; platformlaşma ve sürdürülebilirlik; çelişen bir kavram. Günümüzdeki açık bankacılık uygulamalarından tutun ileride daha çok konuşacağımız açık sigortacılığa kadar birçok yeni oluşumun platformlaşma ve sürdürülebilirlik özellikle çerçevesinde şekillenmesini beklemekteyiz. Böylece Deneyimler kitabının bana düşündürttüğü en önemli soruya gelelim: Radikal kişiselleştirme bu kadar kritik ise nasıl bir platformda bir araya gelebilecek ve yarattığı değerler sürdürülebilirlik özelliğine sahip olacak? Cevap bir sonraki yazıda.

#ZeynepStefan, #AIZA, #FinancialDeepening, #Platformisation, #Sustainability, #ESG

 159 total views,  3 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published.