Platformization oder Digitalisation?

Hızlı bir Kasım ayını geride bıraktık. İlk haftada Almanya’nın önemli iş dünyası gazetelerinden Handelsblatt’ın sigorta sektörü için her yıl Münih’te düzenlediği ve Alman sigorta şirketlerinin en üst düzeyde temsil edildiği sektörel zirve gerçekleştirildi. Açılış konuşmasını Munich RE CEO’su Wenning’in yaptığı toplantıda Generali Deutschland CEO’su Liverani, Axa Deutschland CEO’su Vollert ve Lemonade CEO’su Schreiber’ın sunumlarını izledik. Sonrasında ikinci haftada Frankfurt’da Frankfurt Business and Management School’da EIOPA’nın ev sahipliğinde yıllık olağan toplantının dokuzuncusu gerçekleştirildi. Bu toplantıda ise Allianz CEO’su Bäte, Swiss Re CEO’su Christian Mumenthaler ve Axa CEO’su Thomas Buberl’i dinledik. Son hafta ise her yıl Haziran’da Amsterdam’da ve Kasım’da Münih’te olmak üzere iki defa gerçekleştirilen DIA vardı.

Handelsblatt’ın organize ettiği konferas aslında bu üç toplantı içerisinde benim bakış açıma göre en ilham verici olandı. Sadece bu toplantıda 22 tane üzerine uzun uzun düşünülüp makale yazılabilecek konu belirlediğimi gördüm notlarımı düzenlerken. Bunlar içerisinde en önemli bulduğum ve bu yazıda da kısaca değineceğim ise sigorta sektörü içerisindeki dijitalleşme veya platformlaşma kavramları. Ülke nüfuslarındaki değişen demografik yapının sigorta şirketlerinin süreçlerini aslında beklenenden daha derinden etkileyecek olması ise bir sonraki yazının konusu olacak.

Dijitalleşme veya platformlaşma tercihine gelinmesi aslında sigorta şirketleri için hızla gelişti. Öncelikle sigortacılık değer zincirindeki adımların basılı materyallerden kurtarılması olarak başlayan süreç, operasyonel risk dolayısıyla ortaya çıkan kayıplardan bıkan ve üstüne düşük kar marjları ile boğuşan sektörün mevcut yapısını yeniden inşasına ve sonrasında olabilecek her adımın otomatize edilmesine dayandı. Tek cümleyle özetlenebilmekle birlikte hem teknolojik hem de beşeri etkileri sayfalarca anlatılabilecek bir süreç bu. Sağladıkları iş güvenliği ile övünen yüzyıllık şirketler çalışanlarını önce başka bölümlere kaydırmaya sonra da çeşitli paketler sunarak sözleşmelerini sonlandırmaya başladı. Ancak bu aşamada da bitmedi. Artık yol çatallaşmaya başlamış ve stratejik önemde bazı kararların vakti gelmişti. Şirketler ya tamamen geleneksel kalacak ya da tamamen yeni jenerasyon haline gelecekti. Bazıları her ikisini birden devam ettirebileceğini varsayarak iş planlarını bu doğrultuda kurdu. Bazıları tamamen dijitalleşmeleri için planlarını hazırladılar. Bu karardan sonra dijitalleşme sürecinin şirketin kendi kaynakları ile mi yoksa hizmet alımı ile mi gerçekleştirileceği sorusu önlerine geldi. Yani süt içmek için süt mü alınmalıydı yoksa süt veren ineğin kendisi mi? (Buy or build) Bu karar aşaması da halen devam etmekte. Bazı sigorta şitketleri harıl harıl parlak fikir avına çıkarken bazıları yıllarca sektörde olmanın verdiği güvenle kendi iş planlarında olmayan bir küçük ancak etkisi çok büyük bir detayın birkaç genç tarafından zaten keşfedilemeyeceği görüşünde ve aradıkları çözümü kendi yapılarında bulacaklarına inanmakta. Bu karardan sonra ise süreçlerin ne kadar dijitalleştirilmesi veya ne kadar platformlaştırılması tercihi gelmekte ki bu da öncekiler kadar zor bir karar. (Bu sorulara benim ayrıntılı cevaplarım ise Aiza Consulting çatısı altında.)

Platformlaşma, isminden de anlayabileceğiniz gibi aynı amaç uğruna şirketlerin bir araya gelmeleri, kurulacak ortak yapıda değer zincirinin azami şekilde ortak kullanmaları, beraber inşa edilmesi ve üretilen değerlerin eşit bir şekilde paylaşımı ilkeleri mevcut. Sigorta ve reasürans şirketleri, çok etkin olmamakla ve henüz kamuoyu ile paylaşılan net bir aksiyonu olmamakla birlikte blokzincir örneğinde benzer bir işbirliği göstermişlerdi. Yıkıcı teknolojiler olarak adlandırılan yapay zeka, yapay gerçeklik, arttırılmış gerçeklik, robotlar, dronelar vb. değer zincirine etki edebilecek diğer teknolojiler için henüz örneğini görmediğimiz platformlaşma kavramı aslında sigorta ve reasürans şirketleri için bir ‘white-labeled’ yolculuğu. İngilizce karşılığını istemeyerek kullandığım bu kavram, sigorta şirketlerinin aslında isimlerinden gelen hizmet ve ürün farklılıklarını gidermesi, genellikle B2B veya B2S ürünler ile müşterilerinin karşılarına direk çıkmamaları olarak tanımlanabilir. Avantajlarını kısaca özetlediğimiz bu yapının dezavantaj olarak tanımlanacak yanı ise şirketlerin renklerini kaybeden mercanlar gibi fark yaratma yeteneklerini de kaybetmeleri (yani white-labeled olmaları).

Altı sene önce InsurTech’le alakalı ilk yazılarımı yazmaya başladığımda sigortacılık gibi insan hayatını derinden etkileyebilen bir sektörün, değişimlerin bu denli yoğun yaşandığı döneminde yer almaktan duyduğum memnuniyetten bahsederdim. Bu memnuniyetim artarak devam etmekle birlikte çalışma arkadaşlarımın aslında nasıl bir dip dalgasıyla karşılaşabileceklerini görememeleri beni halen şaşırtmaya devam etmekte. Sanırım sektördeki her paydaş için olacak olan, bize şu anda ihtimal dışı olarak gelse bile, yavaş veya hızlı ancak emin adımlarla gerçekleşecek. Birçok bileşeni olan ve çoğunun kontrol edilemediği bu değişime cevabımız, en önden yerimizi ayırıp izlemek veya sırtımızı dönmek, ise sadece bizim kontrolümüzde olan bir karar olacak. 2020 yılının cesur ve aynı zamanda güzel kararların yılı olması dileğiyle.           

#Digitalisation, #Platformisation, #InsurTech, #WhiteLabeled, #B2B, #B2S, #DisruptiveTechnologies, #AizaConsulting, #ZeynepStefan

37 total views, 3 views today

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *